Her insan hata eder. Hata işleyenlerin en hayırlıları tevbe edenlerdir. | Hadis-i Şerif [Tirmizî, Kıyâme, 49; İbn Mâce, Zühd, 30.]

2 Mart 2014 Pazar

Allah’ın Sevdiği Ve Razı Olduğu İnsanlar Ve Ameller

Allah’ın Sevdiği Ve Razı Olduğu İnsanlar Ve Ameller
1. Allah İhsanı ve Muhsinleri Sever
İhsan” sözlükte; “bir şeyi iyi ve güzel yapmak, iyi, doğru, güzel ve yararlı iş işlemek, (ila) ve (be) harf-i cerleriyle kullanıldığında iyilik etmek, in’am ve ikramda bulunmak” anlamındadır. (İbn Manzur, Xlll, 115. Asım Efendi, lV, 590)
وَاَنْفِقُوا فى سَبيلِ اللّهِ وَلَاتُلْقُوا بِاَيْديكُمْ اِلَى التَّهْلُكَةِ وَاَحْسِنُوا اِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنينَ
Ve Allah yolunda infak ediniz. Ve kendi nefislerinizi tehlikeye düşürmeyiniz. Ve (iyilik sahibi olunuz) ihsanda bulununuz. Şüphe yok ki Allah Teâlâ muhsin olanları sever. (Bakara, 2/195)
وَسَارِعُوا اِلى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّموَاتُ وَالْاَرْضُ اُعِدَّتْ لِلْمُتَّقينَ () اَلَّذينَ يُنْفِقُونَ فِى السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ وَالْكَاظِمينَ الْغَيْظَ وَالْعَافينَ عَنِ النَّاسِ وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنينَ
Ve Rabbinizden bir mağfirete ve eni gökler ile yer genişliğinde olan bir cennete koşunuz ki, muttakîler için hazırlanmıştır. O (Allah'tan hakkıyla korka)nlar, bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar, öfkelerini yutarlar, insanları affederler. Allah iyilik edenleri sever. (Al-i İmran, 3/133-134)
لَيْسَ عَلَى الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جُنَاحٌ فيمَا طَعِمُوا اِذَا مَا اتَّقَوْا وَامَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ثُمَّ اتَّقَوْا وَامَنُوا ثُمَّ اتَّقَوْا وَاَحْسَنُوا وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنينَ
İman edip salih amel işleyenler, Allah'tan korktukları, imanlarında sebat ettikleri, salih amel işlemeye devam ettikleri, sonra Allah'tan sakındıkları, imanlarından ayrılmadıkları, yine Allah'tan korktukları ve iyilikte bulundukları müddetçe, daha önce yediklerinden dolayı kendilerine bir günah yoktur. Allah iyilikte bulunanları sever. (Maide, 5/93)
Kimlere İhsanda Bulunulur?
وَاعْبُدُوا اللّهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِه شَيًْا وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا وَبِذِى الْقُرْبى وَالْيَتَامى وَالْمَسَاكينِ وَالْجَارِ ذِى الْقُرْبى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ وَابْنِ السَّبيلِ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ اِنَّ اللّهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالًا فَخُورًا
Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, akraba olan komşulara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşa, yolda kalanlara, sahip olduğunuz kölelere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseyi sevmez. (Nisa, 4/36)  
Buna göre ihsan şunlara karşı yapılırsa daha bir güzel olur:
l-   Ana babaya
ll-  Yakınlara
lll- Yetimlere, Miskinlere, Yoksullara
lV- Yakın ve Uzak Komşuya
V-  Yolculara ve Elimizin Altındakilere
Muhsinlerin Mükafatı  
اِنَّ الْمُتَّقينَ فى جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ () اخِذينَ مَا اتيهُمْ رَبُّهُمْ اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذلِكَ مُحْسِنينَ
Şüphesiz ki takva sahipleri Rablerinin kendilerine verdiği sevabı almış olarak cennet bahçelerinde ve pınar başlarında bulunacaklardır. Çünkü onlar bundan önce iyilik yapıyorlardı. (Zariyat, 51/15-16)
مَاكَانَ لِاَهْلِ الْمَدينَةِ وَمَنْ حَوْلَهُمْ مِنَ الْاَعْرَابِ اَنْ يَتَخَلَّفُوا عَنْ رَسُولِ اللّهِ وَلَا يَرْغَبُوا بِاَنْفُسِهِمْ عَنْ نَفْسِه ذلِكَ بِاَنَّهُمْ لَا يُصيبُهُمْ ظَمَاٌ وَلَا نَصَبٌ وَلَا مَخْمَصَةٌ فى سَبيلِ اللّهِ وَلَا يَطَؤُنَ مَوْطِئًا يَغيظُ الْكُفَّارَ وَلَا يَنَالُونَ مِنْ عَدُوٍّ نَيْلًا اِلَّا كُتِبَ لَهُمْ بِه عَمَلٌ صَالِحٌ اِنَّ اللّهَ لَا يُضيعُ اَجْرَ الْمُحْسِنينَ
Medine halkına ve civardaki bedevilere, Rasulullah'ın emrine aykırı hareket etmek uygun olmadığı gibi, onun katlandığı zahmetlere öbürlerinin katlanmaya yanaşmamaları da yakışık almaz. Çünkü onların Allah yolunda çektikleri hiçbir susuzluk, hiçbir yorgunluk ve hiçbir açlık, ayrıca kâfirleri öfkelendirecek ayak bastıkları hiçbir yer veya düşmana karşı elde ettikleri hiçbir başarı yoktur ki, karşılığında kendilerine salih bir amel yazılmış olmasın. Çünkü Allah, güzel iş yapanların mükafatını zayi etmez. (Tevbe, 9/120)
2. Allah Takvayı ve Muttakileri Sever
“Zarar verecek şeylerden sakınmak, bir şeyi bir tehlikeye karşı korumaya almak”(İbn Faris, Vl, 131)  anlamındaki “vikaye” kökünden gelen “muttaki” kelimesi; kuvvetli bir himayeye girerek korunan, sakınan, kendini muhafaza altına alan, bunun gereği olarak korkan ve çekinen kimse” demektir. (Razi, ll, 20)
Kur’an’a göre bir insanın muttaki olabilmesi için iman edip kendisini şirk, küfür ve nifaktan koruması, Allah ve Peygamberinin emrettiklerini yapması, yasaklarından ve haramlarından sakınması  günahları terk etmesi, dünya ve ahirette  kendisine zarar verecek şeyleri yapmaktan çekinmesi gerekir.(Taberi, l, 99-100)
بَلى مَنْ اَوْفى بِعَهْدِه وَاتَّقى فَاِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقينَ
Hayır. Kim ahdini ifâ eder ve ittikada bulunursa şüphe yok ki Allah Teâlâ o muttakîleri sever. (Al-i İmran, 3/76)
كَيْفَ يَكُونُ لِلْمُشْرِكينَ عَهْدٌ عِنْدَ اللّهِ وَعِنْدَ رَسُولِه اِلَّا الَّذينَ عَاهَدْتُمْ عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ فَمَا اسْتَقَامُوا لَكُمْ فَاسْتَقيمُوا لَهُمْ اِنَّ اللّهَ يُحِبُّ  الْمُتَّقينَ
Allah Teâlâ'nın katında ve peygamberinin katında o müşrikler için nasıl bir ahd olabilir! Mescid-i Haram'ın yanında kendileriyle muâhede yapmış olduklarınız müstesna. İmdi onlar size karşı istikamet gösterdikçe siz de onlar için istikamette bulunun. Şüphe yok ki, Allah Teâlâ muttakîleri sever. (Tevbe, 9/7)
3. Allah Adaleti ve Adil Mü’minleri Sever
Adalet” bir insanın insaflı olması, özünde, sözünde, fiil ve hükümlerinde doğru olması, her şeyi yerli yerinde yapması, dengeli davranması, haklıya hakkını, yetkili olması halinde haksıza cezasını vermesi, iman edip salih ameller işlemesi, haram ve günahlardan sakınması anlamındadır. Adil/muksıt insan olabilmek için iman edip salih ameller işlemek ve İslami hükümleri uygulamak gerekir.
اِنَّ اللّهَ يَاْمُرُكُمْ اَنْ تُؤَدُّوا الْاَمَانَاتِ اِلى اَهْلِهَا وَاِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ اَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ اِنَّ اللّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُمْ بِه اِنَّ اللّهَ كَانَ سَميعًا بَصِيرًا
Muhakkak Allah Teâlâ size emrediyor ki, emanetleri ehline veriniz ve insanlar arasında adâletle hükmediniz. Şüphesiz Allah Teâlâ size bununla ne güzel öğüt veriyor. Şüphe yok Allah Teâlâ bihakkın işitici ve bihakkın görücüdür. (Nisa, 4/58)
اِنَّ اللّهَ يَاْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْاِحْسَانِ وَايتَائِ ذِىالْقُرْبى وَيَنْهى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْىِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
Şüphesiz ki Allah, size adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; hayasızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan nehy eder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir. (Nahl, 16/90)
لَا يَنْهيكُمُ اللّهُ عَنِ الَّذينَ لَمْ يُقَاتِلُوكُمْ فِى الدّينِ وَلَمْ يُخْرِجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ اَنْ تَبَرُّوهُمْ وَتُقْسِطُوا اِلَيْهِمْ اِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطينَ
Allah, sizinle din hususunda savaşta bulunmamış ve sizi yurdunuzdan çıkarmamış kimselere iyilik etmenizden ve onlara adâlette bulunmanızdan sizi nehy etmez. Şüphe yok ki Allah, adâlette bulunanları sever. (Mümtehine, 60/8)
4. Allah Sabrı ve Sabreden Mü’minleri Sever
Sabır” sözlükte; “hapsetmek, tutmak, birini bir şeyden alıkoymak ve dayanmak” anlamına gelir. (İbn Manzur, lV, 438)
Kur’an’a göre insanın; hem ilahi musibetlere, (2/155-156) kafirlerin eza, cefa ve alaylarına, (3/186; 14/12) insanların kötülüklerine, (16/126; 42/40)hem de nimetlerin şükrüne, (11/11) Allah’a ibadet ve itaate, (19/65) harama ve yasaklara, (8/46) öfke ve sinirlenmeye, (42/37; 3/134) savaş cihad ve kötülüklerle mücadeleye, (3/142; 8/66) karşı sabretmesi gerekir.
وَكَاَيِّنْ مِنْ نَبِىٍّ قَاتَلَ مَعَهُ رِبِّيُّونَ كَثيرٌ فَمَا وَهَنُوا لِمَا اَصَابَهُمْ فى سَبيلِ اللّهِ وَمَا ضَعُفُوا وَمَا اسْتَكَانُوا وَاللّهُ يُحِبُّ الصَّابِرينَ
Ve nice peygamberler ile beraber birçok âlimler, savaşta bulundular da Allah yolunda kendilerine isabet eden şeylerden dolayı ne gevşediler ne zaafa düştüler, ne de baş eğdiler. Allah Teâlâ ise sabredenleri sever. (Al-i İmran, 3/146)
وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَىْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرينَ
Vallahi Biz sizleri elbette biraz korku ile, açlık ile mallardan, canlardan, mahsulattan biraz eksiklik ile imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele. (Bakara, 2/155)
Sabır Öfke Anında Güzeldir
وعن ابن عباس رَضِىَ اللّهُ عَنْهُما في قوله تعالى: ادْفَعْ بِالَّتِى هِىَ أحْسَنُ. قالَ: الصّبْرُ عِنْدَ الْغَضَبِ، وَالْعَفْوُ عِنْدَ الاسَاءَةِ. فَإذَا فَعَلُوهُ عَصَمَهُمُ اللّهُ تعالى وَخَضَعَ لَهُمْ عَدُوُّهُمْ
(777)- İbnu Abbas (r. anhümâ), "Ne (her) iyilik, ne de (her) kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel yol ne ise onunla önle. O zaman görürsün ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse bile, sanki yakın dost(un olmuş)tur. Bu (en güzel haslete),  sabredenlerden başkası kavuşturulmaz. Buna büyük bir hisseye mâlik olandan gayrisi eriştirilmez" (Fussilet,34-35) âyetiyle ilgili olarak şu açıklamayı yaptı: "(Ayette kastedilen en iyi yol) öfke anındaki sabır, kötülüğe maruz kalındığı andaki aftır. İnsanlar bunları yaptıkları takdirde, Allah onları korur, düşmanları da kendilerine eğilir. Sanki samimi dost olur." (Buharî, Tefsir, Hâmim, es-Secde (Fussilet) 1.)
Sabredene Cennet Vardır
وعن أبي هريرة قال: قَالَ رَسُولُ اللّه صَلَّي اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: يقُولُ اللّهُ عَزَّ وَجَلَّ مَنْ أَذْهَبْتُ حَبِيبَتَيْهِ فَصَبَرَ وَاحْتَسَبَ لَمْ أَرْضَ لَهُ ثَواباً دُونَ الجَنَّةِ
(3235)- Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: "Rasulullah (a.s) buyurdular ki: "Allah Teâla hazretleri şöyle demiştir: "Ben kimin iki sevdiğini almışsam ve o da sevabını umarak sabretmişse, ona cennet dışında bir mükâfat vermeye razı olmam."(Tirmizî, Zühd 58, (2403).)
Sabır Ziyadır
وعن أبى مالِكِ الاشْعرى رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: قَالَ رَسُولُ اللّهِ: الْوُضُوء شَطْرُ الايمان، وَالْحَمْدُللّهِ تَمْلا‘ُ الْمِيزَانَ، وَسُبْحَانَ اللّهِ وَالْحَمْدُ للّهِ تَملا‘نِ مَا بَيْنَ السَّمَاءِ وَالارْضِ، والصَّلاَةُ نُورٌ، والصَّدَقَةُ بُرْهَانٌ، وَالصَّبْرُ ضِيَاءٌ، وَالْقُرآنُ حُجَّةٌ لَكَ أوْ عَلَيْكَ، كُلُّ النَّاسِ يَغْدُو، فَبَايَعٌ نَفْسَهُ فَمُعْتِقُهَا أوْ مُوبِقُهَا
(4672)- Ebu Malik el-Eş'arî (r.a) anlatıyor: "Resulullah (a.s) buyurdular ki:
"Abdest imanın yarısıdır. Elhamdülillah mizanı doldurur; sübhanallah ve’l-hamdülillah arz ve sema arasını doldurur; namaz nurdur; sadaka  burhandır; sabır ziyadır; Kur'an ise lehine veya aleyhine bir hüccettir. Herkes sabahleyin kalkar, nefsini satar; kimisi kurtarır kimisi de helak eder." (Müslim, Taharet 1, (223); Tirmizî, Daavat 91, (3512); Nesaî, Zekat 1, (5, 5-6).)
5. Allah Mütevekkil İnsanları Sever
Tevekkül” kelimesi, “bir işi tamamen birine havale etmek, sipariş etmek” anlamındaki “v-k-l” kökünden gelir.
Sözlükte, “Allah’a güvenip bağlanmak ve O’na teslim olmak” demektir. (Rağıb, s. 531)
وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ وَكَفى بِاللّهِ وَكيلًا
Ve Allah'a tevekkülde bulun.Vekil olmaya Allah kâfidir. (Ahzab, 33/3)
فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللّهِ لِنْتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَليظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِى الْاَمْرِ فَاِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ اِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلينَ
Allah'tan bir rahmet sebebiyledir ki, onlara yumuşak davrandın, ve eğer sen çirkin huylu katı yürekli olsaydın, elbette etrafından dağılırlardı. Artık onları affet. Onlar için istiğfarda bulun. Ve onlar ile iş hususunda müşavere yap. Sonra ettiğin zaman da Allah Teâlâ'ya tevekkül et. Şüphe yok ki Allah Teâlâ tevekkül edenleri sever. (Al-i İmran, 3/159)
وَالَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُبَوِّئَنَّهُمْ مِنَ الْجَنَّةِ غُرَفًا تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدينَ فيهَا نِعْمَ اَجْرُ الْعَامِلينَ () اَلَّذينَ صَبَرُوا وَعَلى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
Ve o kimseler ki, imân ettiler ve sâlih sâlih amellerde bulundular, elbette ki onları cennetten altlarından ırmaklar akan yüksek makamlara içlerinde ebedîyyen kalmak üzere yerleştireceğiz. İyi amellerde bulunanların mükâfatı ne kadar güzeldir. O zâtlar ki, sabrettiler ve Rablerine tevekkülde bulundular. (Ankebut, 29/58-59)
6. Allah Temizlenenleri Sever
Kur’an’ın “oku” emrinden sonra ikinci sırada inen ayetinde
وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ
 “Elbiselerini temizle” (Müddessir, 74/4) emri verilmiş, Bakara suresinin 222. ayetinde ise
اِنَّ اللّهَ يُحِبُّ التَّوَّا بينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرينَ
“Allah, temizlenenleri sever” buyrulmuştur. Bu ayetteki temizlik “haramlardan kaçınma” (adet halinde cinsel ilişkide bulunmama)dır. Dolayısıyla haramlara ve günahlara dalmak manevi kirliliktir. Bunlardan arınmak ise temizliktir.
Efendimiz Aleyhisselam da;
وعن ابن المسيب: أنَّهُ كَانَ يَقُولُ: إنَّ اللّهَ تَعالى طَيِّبٌ يُحِبُّ الطِّيبَ، نَظِيفٌ يُحِبُّ النَّظَافَةَ، كَرِيمٌ يُحِبُّ الْكَرَمَ، جَوَادٌ يُحِبُّ الجُودَ، فَنَظِّفُوا أفْنِيَتَكُمْ، وَلاَ تَشَبَّهُوا بِالْيَهُودِ
(2138)- İbnü’l-Müseyyeb (r.a)'den rivayet edildiğine göre demiştir ki: "Allah Teâlâ Hazretleri münezzehtir, (halde ve sözde) nezîh olanı sever; temizdir, temizliği sever; kerîmdir, keremi sever; cömerttir, cömertliği sever. Öyle ise avlularınızı temizleyin ve yahudilere benzemeyin." (Tirmizî, Edeb 41, (2800).)buyurarak bu güzel özelliklere dikkat çeker.
Günahlar insanı manen kirlettiği gibi sevap olan fiiller de insanı manevi kirden arındırır.
قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّيهَا () وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّيهَا
Nefsini (şirk, küfür, nifak ve isyandan) temizlemiş olan şüphe yok ki, felâha ermiştir. Ve muhakkak ki, nefsini (bunlarla) kirleten de hüsrâna uğramıştır.(Şems, 91/9-10)
خُذْ مِنْ اَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكّيهِمْ بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْ اِنَّ صَلوتَكَ سَكَنٌ لَهُمْ وَاللّهُ سَميعٌ عَليمٌ
Onların mallarından bir sadaka al, onunla kendilerini temizlemiş, tezkiye etmiş olursun. Ve onlara dua et, şüphe yok ki, senin duan onlar için bir sükûnettir ve Allah Teâlâ kemaliyle işiticidir, bilicidir. (Tevbe, 9/103)
7. Allah Tevbeyi ve Tevbe Edenleri Sever
“Tevbe” günahlardan dönmek demektir. Şirk, küfür ve nifaktan iman ederek, isyandan ise itaate dönerek tevbe edilir. Samimi (nasuh) tevbe edebilmek için; günahın itiraf edilmesi, pişmanlık duyulması ve o günahın tamamen terk edilip bir daha işlenmemesi, kul hakkı varsa sahibine hakkın ödenip helallik dilenmesi  gerekir.
وَيَسَْلُونَكَ عَنِ الْمَحيضِ قُلْ هُوَ اَذًى فَاعْتَزِلُوا النِّسَاءَ فِى الْمَحيضِ وَلَاتَقْرَبُوهُنَّ حَتّى يَطْهُرْنَ فَاِذَا تَطَهَّرْنَ فَاْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ اَمَرَكُمُ اللّهُ اِنَّ اللّهَ يُحِبُّ التَّوَّا بينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرينَ
Ve sana hayz halinden soruyorlar. De ki: "O bir kerih şeydir. Artık hayz zamanında kadınlarınızdan çekiliniz. Ve onlara temizleninceye kadar yaklaşmayınız. Fakat iyice temizlendikleri vakit onlara Allah'ın size emrettiği yerden varın. Şüphe yok ki Allah Teâlâ çok tevbe edenleri sever ve çok temizlenenleri de sever."  (Bakara, 2/222)
اَلتَّائِبُونَ الْعَابِدُونَ الْحَامِدُونَ السَّائِحُونَ الرَّاكِعُونَ السَّاجِدُونَ الْامِرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّاهُونَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَالْحَافِظُونَ لِحُدُودِ اللّهِ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنينَ
(Onlar) Tevbe edenlerdir, ibadette bulunanlardır, hamd edenlerdir, oruç tutanlardır, rükûa, secdeye varanlardır, mâruf ile emir ve münkerden nehyeyleyenlerdir ve Allah Teâlâ'nın hududunu muhafazada bulunanlardır. İşte (o) mü'minleri müjdele. (Tevbe, 9/112)
يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا تُوبُوا اِلَى اللّهِ تَوْبَةً نَصُوحًا عَسى رَبُّكُمْ اَنْ يُكَفِّرَ عَنْكُمْ سَيَِّاتِكُمْ وَيُدْخِلَكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ يَوْمَ لَايُخْزِى اللّهُ النَّبِىَّ وَالَّذينَ امَنُوا مَعَهُ نُورُهُمْ يَسْعى بَيْنَ اَيْديهِمْ وَبِاَيْمَانِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْلَنَا اِنَّكَ عَلى كُلِّ شَىْءٍ قَديرٌ
Ey mü'minler! Allah'a Tevbe-i Nâsûh ile tevbede bulunun. Umulur ki Rabbiniz sizden günahlarınızı örter ve sizi altlarından ırmaklar akar cennetlere girdirir. O gün ki Allah, Peygamberini ve O'nunla beraber imân etmiş olanları rüsvay etmez. Nûrları önleri ve sağ tarafları arasında koşar. Derler ki: "Ey Rabbimiz! Bize nûrumuzu tamamla, bizim için mağfiret buyur. Şüphe yok ki Sen her şey üzerine hakkıyla kâdirsin." (Tahrim, 66/8)
8. Allah Cihat Yapanları Sever
Cihat”; mü’minin kötülüklerle mücadele etmesi, İslamın tanınması, bilinmesi ve yaşanması için çalışmasıdır.
اِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الَّذينَ يُقَاتِلُونَ فى سَبيلِه صَفًّا كَاَنَّهُمْ بُنْيَانٌ مَرْصُوصٌ
Şüphe yok ki Allah, O kimseleri sever ki O'nun yolunda sanki bir muhkem binâ etmişler gibi saf bağlayarak savaşta bulunurlar. (Saff, 61/4)
Gerçek Mü’minler
وَالَّذينَ امَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فى سَبيلِ اللّهِ وَالَّذينَ اوَوْا وَنَصَرُوا اُولئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّا لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَريمٌ
Ve o kimseler ki, imân ettiler ve muhâcerette bulundular ve Allah yolunda cihada atıldılar. Ve o kimseler ki, (muhacirleri) barındırdılar ve yardım ettiler. İşte bihakkın mü'min olanlar onlardır. Onlar için bir mağfiret vardır ve bir kerîm rızık vardır. (Enfal, 8/74)
9. Allah Mü’minlere Karşı Alçakgönüllü Olanları Sever
يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا مَنْ يَرْتَدَّ مِنْكُمْ عَنْ دينِه فَسَوْفَ يَاْتِى اللّهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ اَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِنينَ اَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرينَ يُجَاهِدُونَ فى سَبيلِ اللّهِ وَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَائِمٍ ذلِكَ فَضْلُ اللّهِ يُؤْتيهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللّهُ وَاسِعٌ  عَليمٌ
Ey imân edenler! Sizden her kim dininden dönerse, muhakkak Allah bir kavmi getirir ki, onları sever, onlar da O'nu severler. Mü'minlere karşı mütevazi olurlar, kâfirlere karşı da izzet sahip- leri bulunurlar. Allah yolunda savaşa atılırlar ve kınayanın kınamasından korkmazlar. İşte o, Allah'ın fazlıdır, onu dilediğine verir ve Allah Teâlâ vâsidir, alîmdir. (Maide, 5/54)
Alışverişleri Dahi Müsamahalıdır
عن أبى هريرة رضى اللّه عنه يرفعه: إنَّ اللّهَ يُحِبُّ سَمْحَ البيعِ سَمْحَ الشِّرَاءِ سَمْحَ القَضَاءِ
(201)- Ebu Hüreyre’den gelen bir rivayette Rasulullah (a.s) şöyle buyurur: "Allah, satıştaki müsâmahayı, satın alıştaki müsâmahayı, ödemedeki müsâmahayı sever" (Tirmizî, Büyû 75 (1319)).
وعن خالد بن مَعْدَانَ يرفعه قال: قال النبي: إنَّ اللّهَ رَفِيقٌ يُحِبُّ الرِّفْقَ وَيَرضى بِهِ وَيُعِينُ عَلَيْهِ مَالا َ يُعِينُ عَلى الْعُنْفِ، فَإذَا رَكِبْتُمْ هذِهِ الدَّوَابَّ الْعُجْمَ فَأنْزِلُوهَا مَنَازِلَهَا. فإنْ كَانَتِ الارْضُ جَدبَةً فَانْجُوا عَلَيْهَا بِنِقْيَهَا، وَعَلَيْكُمْ بِسَيْرِ اللَّيْلِ، فإنَّ الارْضَ تُطوَى بِاللَّيْلِ مَالاَ تُطْوَى بِالنَّهَارِ، وَإيَّاكُمْ والتَّعْرِيسَ عَلى الطَّرِيق فإنَّهَا طَرِيقُ الدَّوَابِّ وَمَأوى الحَيَّاتِ. أخرجه مالك .
(2187)- Hâlid İbnu Ma'dân -merfu olarak- rivayet ediyor: "Rasulullah buyurdular ki: "Allah refikdir, (yumuşaklık, kolaylık, müsamaha sahibi). Bu sebeple rıfkı sever, rıfk sebebiyle razı olur, rıfk (sahibin)'e mahsus bir yardımı vardır ki, şiddet sahipleri bu yardımı göremez. Öyleyse bu, dili olmayan hayvanlara bindiğiniz zaman bunlara konaklama yerlerinde mola verin. Eğer geçtiğiniz arazi çoraksa, oradan hayvanın iliğini kurutmadan çıkın. Gece yürüyüşünü tercih edin. Zîra geceleyin arz, gündüzleyin dürülmeyecek şekilde dürülür. Yol üzerine (geceleyin) konaklamaktan kaçının. Çünkü o, hayvanların yolu, yılanların sığınağıdır." (Muvatta, İsti'zân 38, (2, 979).)
Bir Kişiyi Allah Sevince…
وعن أبي هريرة قال: قال رسولُ اللّه: إذَا أحَبَّ اللّهُ تَعالى الْعَبْدَ نَادَى جِبْرِيلَ: إنَّ اللّهَ يُحِبُّ فَُلاناً فَأحْبِبْهُ. فَيُحِبُّهُ جِبْرِيلُ. ثُمَّ يُنَادِي فِي أهْلِ السَّمَاءِ: إنَّ اللّهَ يُحِبُّ فَُلاناً فَأحِبُّوهُ فَيُحِبُّهُ أهْلُ السَّمَاءِ. ثُمَّ يُوضَعُ لَهُ الْقَبُولُ في الارْضِ
(3346)- Ebû Hüreyre (r.a) anlatıyor: "Rasulullah (a.s)  buyurdular ki:
"Allah bir kulu sevdi mi Cebrâil Aleyhisselâm’a:
"Allah falanı seviyor, onu sen de sev!" diye seslenir. Onu Cebrâil de sever. Sonra o, sema ehline: "Allah falanı seviyor, onu siz de sevin!" diye nidâ eder, derken, bütün sema ehli de onu sevmeye" Allah falanı seviyor, onu siz de sevin!" diye nidâ eder, derken, bütün sema ehli de onu sevmeye başlar. Sonra onun için arz (halkı arasına hüsn-ü kabûl) konur." (Buhârî, Tevhid 33, Edeb 41; Müslim Birr 157, Muvatta, Şi'r 15; Tirmizî, Tefsîr, Meryem (3160).)

2 Şubat 2014 Pazar

Peygamber(a.s.m)' a Hüküm Verme Yetkisi Veren Ayetler

Peygambere Hüküm Koyma Yetkisi Tanıyan Âyetler:
Hz. Peygamber, sadece Kur'ân'da mevcut hükümlerle kayıtlı olmaksızın, genel olarak hüküm koyabilme yetkisine sahiptir. Nitekim, O, bazı konularda önce vahiy beklemiş, gelmeyince kendi içtihadına göre veya Kur'ân dışında aldığı bir vahiy ile hüküm vermiştir. O'nun bu hükümleri hiç şüphesiz vahyin kontrolü altında idi. Bu sebeble zaten büyük hatalar yapması düşünülmeyecek olan Hz. Peygamberin küçük bazı hataları bile vahiy tarafından düzeltiliyordu.
Bu bakımdan O'nun her türlü hükmü, bir nevi vahyin tasdikinden geçmiş hükümler oluyordu. Şimdi, Hz. Peygamberin genel olarak hüküm verme yetkisini ifâde eden bazı âyetleri kaydedelim:

"Hayır, Rabb'in hakkı için onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan, tam anlamıyla Teslim olmadıkça inanmış olamazlar." (Nisâ, 65).

"Allah ve Resûlü, bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir kadın ve erkeğe, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resûlü'ne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur" (Ahzâb, 36).

"Aralarında hükmetmesi için Allah'a ve Resûlü'ne çağrıldıkları zaman inananların sözü ancak: "İşittik ve itâat ettik" demeleridir. İşte saadete eren onlardır" (Nûr, 51).

"Herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; -eğer gerçekten Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsanız- onu Allah'a ve Resûlü'ne götürün..." (Nisâ, 59).28

Hz. Peygamber'in Kur'ân'da olmayan hususlarda koymuş olduğu hükümlere örnek olarak, beş vakit namazın zamanı, rekatları, nasıl kılınacağı, vitir namazının vacip oluşu, namazlarda Kabe'den önce Beyt-i Makdis'e yönelme, orucu bozan ve bozmayan şeyler, kimlere zekâtın farz olduğu, şer'î boşanmanın şekli, diyetlerle ilgili birçok hükümler, içki içmenin cezası, hırsız, hangi miktarda hırsızlık yaparsa cezâlandırabileceği, hayızlı kadının namaz kılamaması, oruç tutamaması, büyükannenin mirâsı gibi hususlardır.
Bu konu ile ilgili olarak kaynaklarda şöyle bir habere rastlıyoruz:
İmrân b. el-Husayn'ın (Ö.52/672) bulunduğu bir mecliste, adamın biri: "Kur'ân'da olandan başkasından bahsetmeyin" deyince, İmrân: "Sen akılsız bir adamsın! Öğle namazının (farzının) dört rekat olduğunu, onda kırâatın açıktan olamayacağını, Allah'ın Kitabında gördün mü?" Sonra zekâtı ve benzeri hükümleri sıraladı ve şöyle ilâve etti: "Bütün bunları Allah'ın
Kitâbında açıklanmış olarak buluyor musun? Kitâbullah bunları müphem bırakmıştır. Sünnet de açıklamıştır." 29
Hz. Peygamber'e genel olarak tatbikatta ortaya çıkan bazı konularda hüküm ve karar yetkisi verildiği gibi, Kur'ân'da olmayan hususlarda O'na. haram ve helâl koyma yetkisi de verilmiştir. Nitekim aşağıdaki âyetlerde bu husus ifâde edilmektedir.

6) Hz. Peygamber'e Helâl ve Haram Kılma Yetkisini Veren Ayetler: 
"Onlar ki, yanlarındaki Tevrât ve İncil'de yazılı buldukları O elçiye, O ümmî peygambere uyarlar. O Peygamber ki, kendilerine iyiliği emreder, kendilerini kötülükten meneder; onlara güzel şeyleri helâl, çirkin şeyleri haram kılar, üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri kaldırıp atar. O'na inanan, destekleyerek O'na saygı gösteren, O'na yardım eden ve O'nunla beraber indirilen nura uyanlar, işte felâha erenler onlardır" (A'râf, 157).

"Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve âhiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Resûlü'nün haram kıldığını haram saymayan ve hak dinini din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verecekleri zamana kadar savaşın" (Tevbe, 29).

Bu konuya örnek verecek olursak, meselâ Hz. Peygamber ölü hayvan etinin haram olmasına rağmen30 deniz hayvanlarının bunun dışında olduğunu belirtmiş ve bunu "Denizin suyu temiz, ölüsü helâldir";31 helâl olduğunu da şöyle belirtmiştir: "İki ölü ve iki kan bizlere helâl kılınmıştır. İki ölü, çekirge ve balık; iki kan da ciğer ve dalaktır." 32
Bundan başka Hz. Peygamber, âyette nikâhı haram kılınanlar arasında sayılmamasına rağmen33 bunlara bir kadının halası, teyzesi, kızkardeşi, kızı ve erkek kardeşinin kızı üzerine de nikahlanamayacağını ilâve etmiştir.34
Yine, Kur'ân'da geçmeyen, katır, merkep, aslan, kaplan, fil, kurt, kirpi,35 maymun ve köpek gibi hayvanlarla, kartal, atmaca, şâhin ve doğan gibi yırtıcı kuşların etlerinin haramlığı da hadîslerle sâbit olmuştur.36 Erkeklere altın takmanın ve ipek giymenin haramlığı da yine hadîslerle sâbittir. Nesep ile haram olanların süt yoluyla da haram olacağı prensibi de bu cümledendir.
Hiç şüphesiz, Hz. Peygamber'in bu yetkisini Yüce Allah'tan tamamen bağımsız olarak değerlendirmemek gerekir. Elbette O, bu nevi hükümleri Yüce Allah'ın kendisine verdiği yetki ve O'nun kontrolü altında vermektedir. Zâten genelde, Hz. Peygamber, bu hükümleri verirken dâimâ Kur'ân'daki umumî bir prensibe dayanmıştır. Meselâ, ehlî merkeplerin ve yırtıcı kuşların etinin haram olduğunu belirten Hz. Peygamber'in bu hükmü, "O, size temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar" 37 âyetine râcîdir. Bu bakımdan asıl Şâri' yani kanun koyucu Allah'tır, Resûlü'ne de O'ndan aldığı bu yetkiye dayanarak mecâzen "Şâri" sıfatı verilmiştir.
Bu konuda Hz. Peygamber de bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır: "Şunu kesin olarak biliniz ki, bana Kur'ân ve onun bir misli daha verilmiştir. Karnı tok bir halde, rahat koltuğuna oturarak: 'Şu Kur'ân'a sarılınız; onda helâl olarak neyi görüyorsanız onu helâl kabul ediniz, neyi de haram olarak görüyorsanız onu haram biliniz.' diyecek bazı kimseler gelmek üzeredir. İyi bilin ki, Allah Resûlü'nün haram kıldığı şeyler de Allah'ın haram kıldıkları gibi-
Bundan başka, Kur'ân'da bize örnek olarak gösterilen büyük bir ahlâk üzere olduğu belirtilen bu yüksek şahsiyete itâat etmemiz emredilmiş ve itâat pek çok yerde Allah'a itâatla birlikte zikredilmiştir; böylece, Hz. Peygamber'e itâatin Allah'a itâat demek olduğu defâatle vurgulanmıştır. Hiç şüphesiz, Resûle itâat hayâtında olduğu gibi, Ölümünden sonra da farzdır. Bu itâat da elbette O'nun sünnetine uyularak gerçekleştirilecektir.19 Nitekim, Hz. Peygamber de bir hadîsinde şöyle buyurmaktadır: "Bana itâat eden Allah'a itâat etmiş, bana isyan eden de Allah'a isyan etmiş demektir. Bana itâat eden benim emrime uyan kimsedir." 40

7) Hz. Peygambere İtaati Emreden Ayetler: 
"Kim, Peygamber' e itâat ederse Allah'a itâat etmiş olur..." (Nisâ, 80).
"... Peygamber size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakla-dıysa ondan da sakının..." (Haşr, 7).
Şu âyette de Allah sevgisinin Hz. Peygamber'e itâata bağlanmış olması çok dikkat çekicidir:

"Deki: 'Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın Allah çok merhametli ve bağışlayıcıdır.' De ki: 'Allah'a ve Pey-gamber'e itâat edin!' Eğer dönerlerse muhakkak ki Allah, kâfirleri sevmez" (Âl-i İmrân, 31-32).
Âyetteki hitap, sebeb-i nüzulünden de anlaşıldığı gibi özellikle inanmayanlara olduğuna göre,41 Resûlüne îman ve itâat olmadan Allah'a îman, O'nu sevme ve O'na itâat iddiâsı geçerli bir iddiâ olarak kabul edilmemektedir.
"Biz hiçbir peygamberi, Allah'ın izniyle itâat edilmekten başka bir amaçla göndermedik..." (Nisâ, 64).42
Hiç şüphesiz bu âyetlerde sözü edilen itâat sâdece, Yüce Allah'ın O'na indirdiği Kur'ân emirlerine itâat değildir. Çünkü bu durumda Kur'ân'ın pek çok yerinde peygambere itâatin Allah'a itâatla birlikte zikredilmesinin bir anlamı kalmazdı. Bu sebeble, hadîsler de alelâde bir insan sözü değil, Yüce Allah'ın emri ile kendisine itâat etmekle yükümlü olduğumuz bir Zât'ın sözleridir. Nitekim, Kur'ân'ın ilk muhâtapları olan ashâb da bunu böyle anlamış ve Hz. Peygamberin bütün emirlerini titizlikle uygulamaya, bilmedikleri her hususu ondan sorup öğrenmeye çalışmışlardır. 43
Yüce Allah, Kur'ân'da Hz. Peygamber'e itâati emrettiği gibi, O'na yapılabilecek her türlü isyânı da yasaklamaktadır.

8) Hz. Peygamber'e İsyan Etmeyi Yasaklayan Ayetler: 
"Kim, Allah'a ve O'nun elçisine karşı gelir ve O'nun sınırlarını aşarsa, Allah onu ebedî kalacağı ateşe sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır" (Nisâ, 14).

"Kim de kendisine doğru yol belli olduktan sonra Peygamber'e karşı gelir ve müminlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir gidiş yeridir orası!" (Nisâ, 115).
"Bu böyledir. Çünkü onlar, Allah ve Resûlüne karşı çıktılar. Allah ve Resûlüne de kim karşı çıkarsa muhakkak ki, Allah'ın cezası çetin olur" (Enfal, 13).44
Hz. Peygambere itâati emreden ve O'na karşı gelmeyi yasaklayan bu âyetler, O'na itâatin isteğe bağlı değil, zorunlu olduğunu kesin olarak ortaya koymaktadır. Bu O'na inanmanın tabiî bir sonucudur.
Yüce Allah Kur'ân'da Hz. Peygamber'e kuru bir itâatin ve O'na karşı gelmemenin de ötesinde O'na karşı derin bir saygı ve sevgi duymamızı da istemektedir. Bu âyetler hiç şüphesiz Yüce Allah'ın Resûlullah'a verdiği şerefi ve değeri de açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

9) Hz. Peygamber'e Saygıyı ve Sevgiyi Emreden Ayetler: 
"Peygamber müminler için kendi canlarından ileridir. O'nun eşleri de onların anneleridir..." (Ahzâb, 6).45

"Şüphesiz ki Allah ve melekleri, Peygamber'e salât etmekte (yani, O'nun şerefini gözetmekte ve şanını yüceltmekte) dirler; o halde siz de îman edenler O'na salât edin (yani, O'nun şanını yüceltmeye özen gösterin); O'na içtenlikle selâm edin (esenlik dileyin) (Ahzâb, 56).

"Ey îman edenler! Allah ve Resûlü'nün önüne geçmeyin, Allah'dan korkun. Şüphesiz ki Allah her şeyi işiten ve her şeyi bilendir. Ey iman edenler, seslerinizi, Peygamber'in sesinden fazla yükseltmeyin, birbirinizle yüksek sesle konuştuğunuz gibi O'nunla da öyle yüksek sesle konuşmayın. Yoksa siz farkında olmadan amelleriniz boşa gider" (Hucurât, 1-2)46.
Son olarak, Hz.Peygamber'e itâat eden ve O'nun yolunda gidenleri O, doğru yola götürür. Bu hususu Yüce Allah pek çok âyette ifâde etmiştir:

10) Hz. Peygamber'in İnsanları Doğru Yola Götürdüğüne Dâir Âyetler: 
"... Şâyet O'na itâat ederseniz doğru yolu bulursunuz..." (Nûr, 54).

"... Şüphesiz ki Sen (sana inananları) mutlaka doğru yola, göklerde ve yerde bulunan herşeyin sâhibi Allah'ın yoluna götürürsün" (Şûrâ, 52-53).
"Şüphesiz ki sen, onları doğru yola çağırıyorsun" (Mu'minûn, 73).47 Bu âyetlerden bizzat Yüce Allah'ın garantisi ve şahitliği ile anlaşılıyor ki, Hz. Peygamber bütün sözleri, fiileri ve takrirleriyle doğru yoldadır ve insanları doğruya götürmektedir. Böyle bir şeyin mümkün olmaması ile birlikte şâyet O, kendisine uyanları doğru yoldan ayırmış veya Yüce Allah adına Kur'ân veya hadîs olarak (haşa, böyle bir ifadenin O'nun için zikri bile hoş değil!) bir söz uydurmuş olsaydı elbette Cenâb-ı Allah, bir âyet-i kerîmede48 işaret ettiği gibi buna en ağır bir şekilde müdâhale ederdi. Bu da Kur'ân'ın ve O'nunla birlikte sünnetin sağlamlığını bağlayıcılığını açıkça ortaya koymaktadır.

NETİCE
Netice olarak diyebiliriz ki: Yüce Allah'ın beşere kendi içinden birisini örnek seçerek bir peygamber göndermiş olması insanlık için en büyük bir lütuftur. O'na inanmak sadece O'nun peygamber olduğunu tasdik etmek demek olmayıp, O'na itâat etmeyi de gerektirir.
Yüce Allah O'nu bizzat kendisi terbiye etmiş, kitabında O'nun üstün bir ahlâk sahibi olduğunu ve örnek olarak alınması gerektiğini ifâde etmiştir.

FAİZ ALLAH'IN EMRİYLE YASAKLANMIŞTIR

Değerli Müslümanlar,
Yüce Allah’ın insanlığa gönderdiği İslam dini kemale ermiş, nimet tamamlanmıştı.  Hz. Muhammed (s.a.v.), Veda Haccını ifa ederken özelde ashabına, genelde bütün insanlığa şöyle seslenmişti: “Ey İnsanlar! Biliniz ki, içinde bulunduğumuz bu şehir, bu gün ve bu ay nasıl mukaddes ve dokunulmaz ise canlarınız ve mallarınız da öylece dokunulmazdır. Cahiliye devrindeki her türlü faiz kaldırılmıştır. Ayağımın altındadır...”1
 Dini bir kavram olarak faiz “borç verilen bir para veya malın belli bir süre sonunda belirli bir fazlalıkla geri ödemesi yahut borç ilişkisinden doğan ve süresinde ödenmeyen bir alacağa ek vade tanıyıp bu süreye karşılık onu fazlalıkla geri almak demektir. ”2
Yüce Yaratıcımız bizlere pek çok helal kazanç yolları göstermiştir. Ancak, kazanma hırsı bizi zaman zaman haram ve haksız kazanca sevketmektedir. Allah’ın yasakladığı gelirlerden biri de faizdir.
  Nitekim Allah Teala Kur’an’da, “Alışverişi helal, faizi haram kılarken, faizi mahvedeceğini, sadakayı bereketlendireceğini3 bildirmiştir. Ayrıca: “akrabaya, yoksula, yolda kalmışa hakkını vermemizi emrederken, faizli işlemlerden elde edilen gelirin sadece rakam olarak yükselebileceğine, ancak bunun asla artmayacağına, zekatın ise kat kat bereketlendirileceğine vurgu yapmıştır.”4  
Bir tarafta tüketim esaslı bir hayatın cazibesi ve bu cazibeye kapılarak yapılan hesapsız harcamalarla zor durumda kalan, kredi kartlarının limitlerini zorlayarak bütçesini altüst eden, böylece bunalıma giren, aileleri dağılan hatta intihar eden insanlar, diğer tarafta da haksız kazançlarla servetine servet katan kişilerin bulunduğu bir toplumda yaşıyoruz. İnsanlar arasındaki bu uçurum arttıkça sevgi, vefa, kardeşlik, merhamet gibi erdemler kaybolmakta, bunların yerini hırs, öfke, intikam vb. duygular almaktadır. Bu durum ise toplumsal barış ve huzur için büyük bir tehlike haline gelmektedir.
Allah Teala bizlere, Kur’an’da huzur ve barışın ilkelerini bildirmiştir. Unutmayalım ki, geçici olan bu dünya, sınav yeridir. Bâki olan ise “Mal ve evladın fayda vermediği5 ahirettir. Hesabını veremeyeceğimiz her türlü haksız kazançtan kaçınalım ki, hesabımız kolay, varacağımız yer mutluluk yurdu olsun. Sözlerimi yukarda metnini okuduğum ayet-i kerimenin meali ile bitiriyorum: “Ey iman edenler! Allah'tan korkun. Eğer gerçekten inanıyorsanız, mevcut faiz alacaklarınızı terk edin. Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Resûlüyle savaşa girdiğinizi bilin. Eğer tövbe edecek olursanız, anaparalarınız sizindir. Böylece siz ne başka-larına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur…” 6
 Ankara Müftülüğü

1-       Müslim, Kitabu’l- Hac, 147
2-       İslam Ansiklopedisi, c.12, s.110
3-       Bakara, 2/275 - 276
4-       Rum, 30/37-40
5-       Şuara, 26/88

6-       Bakara, 2/278-279

9 Ocak 2014 Perşembe

Mevlid Kandili 12-13 Ocak 2014 - Peygamberimizin(a.s.m) Doğum Yıldönümü





"

Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." (Enbiyâ, 107)


İnsanlığın kurtuluşu için gönderilen son ve en büyük peygamber, bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) 571 yılında Kameri aylardan Rebiü'l-evvel ayının 12.gecesi doğmuştur. Milâdî takvime göre ise bu, 571 yılı Nisan ayının yirmisine rastlamaktadır. Bu mübarek geceye "Mevlid Kandili" denir.
O'nun doğduğu çağda dünyanın her tarafında cehalet, zulüm ve ahlâksızlık almış yürümüş, Allah inancı unutulmuş, insanlık korkunç ve karanlık bir duruma düşmüş, dünya yaşanmaz hale gelmişti.

O'nun doğduğu gece, insanlığın kurtuluşu için çok hayırlı ve mübarek bir başlangıçtır.O gecenin sabahı gerçekten de feyizli bir sabahtı. İnsanlık için yepyeni bir gün doğmuş, aydınlık bir devir açılmıştı. Bir fazilet güneşi ve hidâyet meşalesi olan sevgili peygamberimizin gönderilişi, Yüce Allahın bütün insanlara en büyük nimetlerinden birisidir. Bu hususta Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur:

"Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah'ın âyetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler."

(Âl-i İmrân, 164)


Bu gece, müslümanlar arasında yüzyılllardan beri büyük bir coşku ile kutlanmakta, Sevgili Peygamberimiz derin bir saygı ile anılmaktadır. Büyük Türk Alimi Süleyman Çelebi tarafından yazılan ve asıl adı "Vesiletün'necat" olan mevlid kitabı O'nun doğumunu, üstünlüğünü ve mucizelerini en güzel bir şekilde dile getiren değerli bir eserdir.

Peygamberimizin doğum yıldönümlerinde okunan mevlidleri saygı ile dinlemek, O'nun mübarek ruhuna salât ve selâm okumak hiç şüphesiz büyük milletimizin Sevgili Peygamberimize olan engin sevgi ve bağlılığının bir ifadesidir.

Bununla beraber, O'nun ahlâk ve fazilet dolu hayatını öğrenmek ve kendimize örnek almak başta gelen görevlerimizdendir. Asıl o zaman O'nun sevgisini ve hoşnutluğunu kazanmış oluruz.
O âlemlerin Rabbinden, "Alemlere rahmet olarak gönderildi." Asırlara sığmayacak inkılapları birkaç sene içerisinde gerçekleştirdi. Evlâtlarını diri diri toprağa gömen babalar O'na ve getirdiği prensiplere iman ettikten sonra mükemmelleştiler, dünyaya insanlık, adalet ve medeniyet rehberi olacak hale geldiler. İnsanlar O'nun tek emriyle, kökü yüzlerce yıl derinde olan alışkanlıklarını bıraktı.

O, yirminci asır insanının yüzyılda yerleştiremediği hakkı, hukuku, adâleti, hürriyeti, insan haklarını bir solukta yerleştirdi. Böylece cehâlet asrı bir saâdet asrı olup, çıktı. Nihayet asır, asırlara taştı. Ve O, çağlar ötesiyle kucaklaştı.

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed kendisinden önceki peygamberler gibi sadece bir kavme veya millete değil, bütün insanlığa peygamber olarak gönderilmiştir. O'nun diğer peygamberlerden en farklı yönlerinden birisi budur. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur:



"Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmezler."
(Sebe, 28)

 İnsanlığın her zaman ve mekânda Hz. Peygamber'in tebliğ ettiği ilâhî mesaja ve bu mesajın hayata geçirilmiş şekli olan onun sünnetine ihtiyacı vardır. O'nu örnek almak, Kur'an'a uymaktır. Çünkü Hz. Aişe (r.a.)'nın ifâdesiyle O'nun ahlâkı Kur'an'dı. (Müslim, Misâfirîn, 139). Kur'an-ı Kerim, Peygamberimiz Hz. Muhammed'in inananlar için en güzel örnek olduğunu bildirmekte ve bu hususta şöyle buyurulmaktadır:




"Andolsun, Allah'ın rasûlünde sizin için, Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar için ve Allah'ı çok ananlar için güzel bir örnek vardır." (Ahzâb, 21)


Bu geceyi nasıl ihya edelim?

Bütün insanlık âlemine bir hidayet tarihi açan ve âlemlere halis ilâhî rahmet olan böyle yüksek şanlı bir Peygamber'in ümmeti olmakla şereflenmiş bulunan biz müminlere ne mutlu! Bu geceyi vesile bilerek, O'na ümmet olmanın şuuruna erebilmek, Bu gecenin manevî zenginliğinden istifâde etmek için en azından bir Tesbih Namazı kılalım, bir de Hatm-i Enbiyâ yapalım.

O'na ümmet olan müminlere gevşeklik yakışmaz.

Unutmayalım...

Alemlere rahmet olarak gönderilen muazzez Peygamberimizin, doğumunu anarken, yalnız mevlid okumak, ilahiler söylemek ve kandil simidi dağıtmak yeterli değildir, sadece bu geceyi yaşamak yeterli değildir. Yüce Allah'ın sevgisine, hoşnutluğuna ve bağışlamasına ermenin yegâne yolu, Peygamberimizin yolundan gitmektir...



"De ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günâhlarınızı bağışlasın..."
(Âl-i İmrân -31)



alıntı: biriz.biz

6 Kasım 2013 Çarşamba

Uyuyamayan Kimsenin Okuyacağı Dua

Uyuyamayan Kimsenin Okuyacağı Dua






"Allahumme ğarati'n-nücûmü ve hedeetil uyûnu, ve ente Hayyün Kayyûmün lâ-te'hüzüke sinetün ve
 lâ nevmün, yâ Hayyü yâ Kayyûmü ehdi leyli ve enim ayni." 


(Allah'ım, yıldızlar söndü, gözler kapandı. Sen ise hayat sahibi, daima duran ve tutansın.
Seni ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku.
Ey Hay olan Allah'ım, Kayyûm olan Allah'ım, gecemi rahat kıl gözlerimi kapatıver.)

3 Kasım 2013 Pazar

KARI - KOCANIN BİRBİRLERİNE KARŞI GÖREV VE SORUMLULUKLARI

Yüce Allah kainatta her şeyi erkekli ve dişili olarak çift yaratmıştır. Konuyla ilgili ayeti-i kerimede:
 وَمِنْ كُلِّ شَىْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ  
“Düşünüp ibret alasınız diye her şeyden (erkekli-dişili) iki eş yarattık.” buyurulmaktadır(Zariyat, 51/49).
İnsan da aynı kanun gereği çift olarak erkekli ve dişili yaratılmıştır. İlk insan ve ilk peygamber Adem (a.s.)ı, topraktan yaratan Cenab-ı Hak ondan da eşi Havva validemizi yaratmıştır. Bu konuda da Kur’an'da:
هُوَ الَّذى خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَجَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا لِيَسْكُنَ اِلَيْهَا
Allah sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile huzur bulsun diye eşini de ondan var edendir buyurulmaktadır (A’raf 7/189).
İnsan neslinin devamını ve meşru bir şekilde çoğalmasını sağlamak için nikahla evlenme emredilmiş; fıtrata ve ahlaka aykırı; nesle, nefse ve sosyal hayata zararlı olan zina ve fuhuş haram kılınmıştır. Ana babaya, velilere evlenme çağına giren bekarların evlendirilmelerini emreden Yüce Allah Kur’an’da şöyle buyurmaktadır:
وَاَنْكِحُوا الْاَيَامى مِنْكُمْ وَالصَّالِحينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَاِمَائِكُمْ اِنْ يَكُونُوا فُقَرَاءَ يُغْنِهِمُ اللّهُ مِنْ فَضْلِه وَاللّهُ وَاسِعٌ عَليمٌ
Sizden bekar olanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler, Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah lütfu geniş olandır(Nur: 24/32) konuyla ilgili bir başka ayet ise şöyledir:
وَمِنْ ايَاتِه اَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا لِتَسْكُنُوا اِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةً اِنَّ فى ذلِكَ لَايَاتٍ لِقَوْمٍ  
Kendileriyle huzur bulasınız diye size kendi (cinsi)nizden eşler yaratması ve aranıza bir sevgi ve merhamet vermesi de O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir (Rum 30/21).
Yüce Allah kadına da, erkeğe de eşler olarak aralarında karşılıklı bir sevgi, merhamet ve acıma duygusu vermiştir. Evlenmeyi emreden Yüce Allah, evliliğin zorluklarına tahammülü zevk haline getirerek sevgiyi ve merhameti de yaratmış, eşlere böylece hayatı yaşanır hale getirmiştir. İnsan olarak yaratılma, Allah’a karşı sorumlu olma bakımından kadınla erkek arasında fark gözetmeyen İslam kadına annelik, erkeğe de babalık görevi vermiş ve aile düzenini yürümezi için eşlere yüklenen fonksiyonları bizatihi bir  üstünlük sebebi olmadığını, üstünlüğün takvada olduğunu bildirmiştir.
Şu ayet-i Kerimede verilen mesaj konumuzu da kapsamına almaktadır.
يَا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَاُنْثى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّهِ اَتْقيكُمْ اِنَّ اللّهَ عَليمٌ خَبيرٌ
Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah katında en değerli ve en üstün olanınız, ona karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır” (Hücurat, 49/13).
İnsanın yaratılışı itibariyle eşe ihtiyacı vardır. İnsanın sıcak bir yuvaya, hayatını birlikte geçirileceği bir eşe, sahip olacakları çocuklara fıtrat gereği muhtaç olduğu açık bir gerçektir. Konuya bu açıdan baktığımızda, insanın bir eşe olan ihtiyacının sadece cinsel tatmin ihtiyacının giderilmesinden ibaret olmadığı anlaşılır. Evlilik  bir hayat arkadaşlığıdır. Hayatın sayısız zorlukları, bu birlik sayesinde daha kolay aşılabilir. Eşlerin, zorlukları aşma mücadelesinde birbirlerine maddi ve manevi olarak destek ver yardım verdikleri oranda bu alandaki başarıları da artacaktır.
 TOPLUMUN TEMELİ AİLE, AİLENİN TEMELİ İSE EVLİLİK KURUMUDUR
İnsanın insanca yaşayabilmesi için en uygun ortam şüphesiz toplumsal hayat ortamıdır. Toplumsal hayatın sağlam temellere dayanması için onun temelini oluşturan aile kurumunun varlığı kaçınılmazdır.
Büyük bir fabrika, üretimini yaptığı bir ürünün her bir bölümünü, ayrı birimlerde üretir sonra bunları bir araya getirir. Alt birimlerde üretilen parçalar kalitesiz olursa ürünün bütünü de kalitesiz ve verimsiz olur. Tıpkı bunun gibi, toplumun yapı taşları olan  aile sağlam temeller üzerine kurulu sağlam bir yapıya sahip olursa, toplumun bütünü de sağlıklı bir yapıya sahip olur. Ailenin  sağlıklı olmasının ilk şartı, beraberliğin nikah esasına dayanmasıdır.
 Evlenmeyi teşvik eden, aile hayatının düzenli ve sağlıklı olarak yürümesi için köklü prensipler getiren ayeti kerimelerden başka Peygamberimiz (s.a.v.) de bir çok tavsiyelerde bulunmuştur. Cinsel ihtiyaç, özellikle genç yaşlarda baskındır. Bu ihtiyaçların yanlış ve gayri meşru yolarla giderilmemesi konusunda İslam Peygamberinin özel uyarılarda bulunduğunu ve çözüm yolları sunduğunu görüyoruz.
Bir hadis-i şerifte Peygamberimiz,
يا معشر الشباب، من استطاع الباءة فليتزوج، فإنه أغض للبصر وأحصن للفرج..
“Ey gençler sizden evlenmeye güç yetirenler evlensin. Zira evlilik gözü harama bakmaktan iffet ve namusu harama düşmekten daha çok korur” [2] buyurmuştur.
Aile yuvası kurulması belli ölçüde ekonomik gücü de gerektirdiğinden, maddi gücü yeterli olmayanların, bu imkanı buluncaya kadar, cinsel ihtiyacı sınırlayıcı bir yol olarak orucu tavsiye etmiş olması ilgi çekicidir. Ancak, cinsel ihtiyacı kontrol altında bulunmanın yolu asla, evlilikten uzak durmak değildir. Esas olan evlenip aile yuvası kurmaktır.
Bir başka hadisi şerifte,
النكاح سنتي. فمن لم يعمل بسنتي فليس مني. وتزوجوا، فإني مكاثر بكم الأمم ...
Nikah benim sünnetimdir. Benim sünnetimle amel etmeyen benden değildir"Evleniniz, çoğalınız. Zira ben kıyamet günü sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere karşı iftihar edeceğim...”[3] buyurulmuştur
Konuyla ilgili gerek ayeti kerimeler ve gerekse hadisi şeriflerin temelde, evliliğin İslami esaslar gözetilerek oluşturulması ve evlilik sonucu doğacak çocukların İslami terbiye üzere yetiştirilmelerini de ana babaya görev olarak yüklemiştir.
Aile hayatının korunması ve evliliğin devamı, eşlerin birbirlerine karşı saygılı, ölçülü davranmalarını öngörmüş, aile hayatını tehlikeye sokacak tutum ve davranışlardan da eşlerin kaçınmalarını tavsiye etmiştir. Evliliğin normal yürüyebilmesi için de evlilik öncesi eş seçiminden başlamak üzere, nişan, nikah, düğün gibi hususlarda gerekli tedbirlerin alınmasını öngörmüştür.
EŞ SEÇİMİ
Aile yuvasının verimli ve düzenli olması, kendisinde beklenen olumlu sonuçlara ulaştırabilmesi için bir takım temel kriterlerin mutlaka gözetilmesi gerekir. Bunların başında evlenme yasağı bulunan kimselerin dışındakilerden biri eş olarak seçmek şartı gelmektedir. Evlenecek kadın ve erkeğin evlenmelerinde dinen herhangi bir sakınca olmamalıdır. Evlenecek kimselerin bu engellerden biri ile karşı karşıya olup olmadıklarını iyice araştırmaları gerekir. Söz konusu evlilik engelleri, değişik bir ifade ile, kandileriyle evlenilmesi yasak olan kimseler ana hatları ile şöyle belirtilebilir:
1.Din farkı temel evlenme engellerindendir.
Kur’an’da Yüce Allah,
 ولاتنكحوا المشركات حتى يؤمن
“Müşrik kadınlarla iman edinceye kadar evlenmeyin.” buyurmaktadır (Bakara: 2/221).
Yine, Müslüman bir kadının gayr-i müslimlerle evlenmesi de yasaktır. 
  Zira az önce okuduğumuz ayetin devamında,
 ولاتنكحوا المشرينك حتى يؤمنوا
"İman etmedikleri sürece Allah'a ortak koşan erkeklerle kadınlarınızı evlendirmeyin"(Bakara, 2/221) buyurulmaktadır.
Ancak Müslüman erkeğin ehli kitap kadınlarla evlenmelerine cevaz verilmiştir (Maide, 5/5).
2. Müslüman olan kadınlardan evlenilmesi yasak olanlar da şu ayet-i kerime ile tespit edilmiştir.
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ اُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالَاتُكُمْ وَبَنَاتُ الْاَخِ وَبَنَاتُ الْاُخْتِ وَاُمَّهَاتُكُمُ الّتى اَرْضَعْنَكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ مِنَ الرَّضَاعَةِ وَاُمَّهَاتُ نِسَائِكُمْ وَرَبَائِبُكُمُ الّتى فى حُجُورِكُمْ مِنْ نِسَائِكُمُ الّتى دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَاِنْ لَمْ تَكُونُوا دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ وَحَلَائِلُ اَبْنَائِكُمُ الَّذينَ مِنْ اَصْلَابِكُمْ وَاَنْ تَجْمَعُوا بَيْنَ
Şu kadınlarla evlenmeniz size haram kılındı:
 Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, gerdeğe girdiğiniz kadınlarınızın yanında kalan üvey kızlarınız,-onlarla gerdeğe girmemişseniz size bir engel yoktur. Öz oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir arada almanız…" (Nisa 4/23)
Başkasını nikahı altında bulunan, yahut boşanmış olup iddet bekleyen bir kadınla da evlenilemez. Zira iddet bekleyen kadın hükmen nikahlı gibidir.
Bir erkek üç kere boşadığı bir kadın ile bir daha evlenemez. Ancak bu kadın, normal şartlar altında başka bir erkekle evlenir ve ayrılırsa o zaman ilk koca ile evlenmesi mümkündür.

Eş Seçiminde Dikkat Edilecek Hususlar
Evlenme engeli dışında, evliliğin mutlu bir aile yuvası oluşturması ve sağlıklı şekilde devamı için, belli ölçülere dikkat etmek gerekir. Bu ölçüleri ana hatları ile Hz Peygamber (s.a.v.) şu hadisi ile ortaya koymaktadır:
تُنْكَحُ الْمَرأةُ ﻷرْبَعِ خِصَالِ: لِمَالِهَا، وَلِحَسَبِهَا، وَلِجَمَالِهَا، وَلِدِينِهَا. فَأظْفَرْ بِذَاتِ الْدِّينِ، تَرِبَتْ يَدَاكَ
“Kadın dört özelliğinden dolayı nikahlanır. Malından dolayı, Soyundan dolayı, güzelliğinden veya dindarlığından dolayı, eli bereketlenesice sen dindar olanını tercih et.”[4]
Hadisi şerifte evlenecek eşlere yapılan tavsiyenin özü şudur: Dünya geçicidir, insan bugün zengin, yarın fakir olabilir. Allah katında kişiyi değerli yapan şey maddi zenginlik değildir. Her şey maddi imkandan ibaret değildir. Evlilik hayatının temellerinin atıldığı böylesine kritik bir noktada, ölçü olarak kabul edilen şeyler, iki dünya mutluluğuna da esas olacak şekilde belirlenmelidir. Eş olarak seçilecek olan kişi, sırf maddi imkanları yerinde değildir, diye reddedilmemelidir. Evlilik gibi ciddi bir kurumu oluşturma konusunda samimi duygularla işe başlanırınsa, bir takım güçlüklerin ortadan kaldırılmasında yardımcı olacaktır. Nitekim, girişte de zikrettiğimiz bir ayet-i kerimede;
وانكحوا الايامى منكم والصالحين من عبادكم وامئكم ان يكونوا فقراء يغنهم الله من فضله والله واسع عليم
"Sizden bekar olanları, kölelerinizde ve cariyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler, Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah lütfu geniş olandır hakkıyla bilendir." (Nûr,32) anlamındaki ayette bu konuya işaret edilmektedir
Yine hadisin mesajından şunları da çıkarıyoruz: Kişinin soyunun sopunun iyi olması, her şeyden önce dine, ahlaka uygun, doğru, güzel ve asil davranışılar içinde olması halinde mümkün olur. Önemli olan kişinin davranışları ve yaşayışıdır. Seçilecek eşte asaletin gündeme getirilmesinden önce kişisel niteliklerin ön plana çıkarılması gerekir.
Hz. Peygamber bu hadisi ile bize buyuruyor ki; güzellik denen şey nisbidir ve geçicidir. Geçici olan şeylerin, kalıcı olan şeyler karşısında, olmaları gereken yerde tutulmaları  gerekir. Bu bakımdan güzellik eş seçiminde tek kriter olarak alınmamalıdır.  Eş olarak seçilecek kimsenin maddi durumuna, güzelliğine, asalet durumuna bakılacaksa ve mutlaka bunlardan birini tercih etme durumu varsa, dindar olan eş adayının, güzel, zengin ya da soylu olana tercih edilmesi gerekir. Zira evlenmenin asıl maksatlardan biri de Allah'ın rızasına uygun bir hayat yaşama konusunda destek ve destekçi bulmak, gelecek nesillerin için de bu imkanların bulunduğu uygun ortamlar bırakmaktır.
 Dinin bu tavsiyelerinin dikkate alınmadığı evliliklerde, akla gelmedik sayısız problemler çıkmaktadır. Kulu yaratan Allah onun kuracağı yuvanın hangi şartlarda sağlıklı yürüyeceğini de bildirmiştir. الايعلم من خلق وهو اللطيف الخبير "Yaratan bilmez mi? O, en gizli şeyleri bilir, hakkıyla haberdardır," (Mülk,14)
Evlenip yuva kurmanın sağladığı en büyük mutluluklardan biri de çocuklardır. Ancak vakti geldiğinde çocukların da mutlu yuvalar kurabilmeleri için, onların iyi bir insan, iyi birer mümin olarak yetiştirilmesi kaçınılmazdır. İşte bu noktada ebeveyne ve bilhassa  özel konumu sebebi ile annenin üstleneceği rol çok önemlidir. Zira çocuğa asıl kişiliğini kazandıran, ilk eğitimini veren, ona kendinden bir şeyler katan annedir. Hadis-i şerifte kadının/annenin de dindar olması gereğine dikkat çekilmiş olması bu bakımdan da dikkat çekicidir.
Kur'ân, sünnet ve güzel örflerimizin belirlediği ölçüler içinde eş seçmek ve aile yuvası kurmak için gerekli bilgilerle donanma için özel bir gayret de göstermek gerekir. Bu tür bilgilerin alınabileceği özel eserler okunmalı, bilenlere gerektiğinde danışmalıdır. Zira planlanan şey, hayat boyunca sürdürülecek bir beraberliktir. İş asla tesadüflere bırakılmamalı, aldatıcı ve geçici kriterler esas alınmamalıdır.
 EŞ SECİMİ SONRASI
Eş seçimi yapıldıktan sonra karşılıklı karar ve karşılıklı anlaşma gerçekleşince, yörelere göre nişan uygulaması yapılır. Bu noktada şu konu çok önemlidir. Nikah yapılmadığı sürece nişanlılar evlenmiş sayılmazlar. Karşılıklı ilişkilerde dini ölçülerin gözetilmesi gerekir. Nişanlılık döneminde dînî nikah adı altında nikah kıyılmamalıdır. Zira, anlaşmazlık durumunda özellikle kız açısından sıkıntı ortaya çıkmaktadır.
Nişan ve nikah  törenleri yapılırken, israftan, gösterişten ve aileleri sıkıntıya sokacak davranışlardan, harcamalardan kaçınmak gerekir. Zira peygamberimiz:

 "خير النكاح أيسره"  “Nikahın en hayırlısı, kolay ve külfetsiz olanıdır” [5]buyurmuştur.

Altından kalkılamayacak ağır şartlar ve masraflar ileri sürmek, evlenmeyi zorlaştırır. Cemiyeti ve evlenecek gençleri hem de ailelerini sıkıntıya sokar. Evlenmek kolaylaştırılmalı ve evleneceklere yardımcı olunmalıdır.
Törenler sırasında dinimizin haram kıldığı tutum ve davranışlardan kaçınmalı, toplantı adabı konusunda İslami duyarlılıklar gözetilmelidir. Söz gelimi, yörenin örf ve adeti dine aykırı ise, bundan vaz geçilmelidir. Bu gibi durumlarda usulüce uyarıda bulunmak, ve "adetimiz böyledir" diye karşı çıkılır endişesine yer vermemelidir. Zira İslami bilinç bunu gerektirir. Ayet-i kerimede müminler hakkında;
“… وَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَائِمٍ
Onlar kınayanın kanamasından korkmazlar (aldırmazlar)”  buyurulmuştur  (Maide,5/54).
Eşlerin karşılıklı hak ve sorumlulukları
Bir aile yuvası çatısı altında buluşan esler, evlendikleri andan itibaren karşılıklı bir takım hak ve sorumluluklar altına girerler. Kur’anda Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır:
وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذى عَلَيْهِنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌ وَاللّهُ عَزيزٌ حَكيمٌ …”
               “... Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi. Kadınların da erkekler üzerinde belli hakları vardır. Ancak erkekler bu haklarda kadınlara göre bir derece üstünlüğe sahiptirler. Allah azizdir. Hakimdir.” (Bakara 2/228) .
Peygamber efendimiz de veda haccında karı koca haklarıyla ilgili şöyle buyurmuşlardır:
 أﻻ وإن لكُمْ على نسائكمْ حقاً، ولنسائكُمْ عليكم حقاً 

“(Ey erkekler) Sizin kadınlarınız üzerinde hakkınız olduğu gibi kadınlarınız da sizin üzerinizde hakları vardır.” [6]
Bu hakların bir kısmı ortak ve karşılıklı riayet edilmesi gereken haklardır. Bir kısmı erkeğin hakları, bir kısmı da sadece kadına ait haklardır. Hemen belirtelim ki insan ve müslüman olmaktan dolayı gereken haklar zaten başta gelmektedir. Yani müslüman müslümanın din kardeşidir. Ona zulmetmez, ona yalan söylemez, hile yapmaz, haksızlık etmez, zarar vermez, kalbini kırmaz, onu incitmez, güler yüzle ve tatlı dille mukabele eder, saygısızlık yapmaz, sevinciyle sevinir, üzüntüsünü paylaşır. İhtiyacı olduğunda yardımına koşar. Bu İslami tavsiyelerin eşler arasında en ileri seviyede hayata geçirilmesi gerekir. Bu genel esasların yanında eşlerin karşılıklı özel hak ve görevlerini kısaca şöyle özetleyebiliriz:
1. Emanet: Eşler, birbirlerinden son derece emin olmalı ve birbirlerine güvenmelidirler. Birbirlerinden saklı gizli bir işleri olmamalıdır. Zira onlar hayatı paylaşan iki ortaktırlar. Ortaklar ne kadar dürüst olurlarsa Allah onlara yardım eder. Hilekarların ortağı şeytandır. İhlaslı, samimi ve dürüst olan birbirlerine hayır ve sabır tavsiyesinde bulunan, hayatın acı tatlı günlerinde destek olan eşler olmaları gerekmektedir.
2. Birbirlerine güven vermeleri gerekir. Birbirlerini şüpheye düşürecek söz ve davranışlardan kaçınmalıdırlar.
3. Karşılıklı  sevgi ve  saygı bulunmalıdır. Taraflardan birinin, diğerini saygı duymadığı, sevgi beslemediği evlilik, ya tuzsuz bir yemek gibi tat vermez, ya da günün birinde yıkılır.
4. Aile yuvasına karşılıklı iyi niyet ve iyi davranış hâkım olmalıdır. Yüce Allah Kur’anda:
وَلَا تَنْسَوُا الْفَضْلَ بَيْنَكُمْ اِنَّ اللّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصيرٌ
Aranızda iyilik ve ihsanı unutmayın. Şüphesiz Allah yapmakta olduklarınızı hakkıyla görür  buyurmaktadır (Bakara 2/237).
Eşlerin karşılıklı ortak haklarının dışında kadının erkeğe, erkeğin kadına karşı hakları da vardır.
Kadının Kocası Üzerindeki Hakları
a) Erkek, eşiyle iyi geçinmeli, sinirli, hırçın ve kırıcı olmamalıdır. Kur’anda:
وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ
Onlarla iyi geçinin (Nisa: 4/19)  buyurulmaktadır. Ayette, aile yuvasının devamını sağlayacak temel prensibi getirmektedir. Erkekler eşleri ile iyi geçinecekler, bunun için uygun ortamı hazırlayacaklardır. Eşin, mizacı, ruhi yapısı ve karakteri dikkate alınmalıdır. Erkek, her şeyden önce eşine bir insan olması açısından  bakmalı, onun; aile yuvasının temelini oluşturan iki t emel unsurdan biri olduğu hatırından çıkarmamalıdır.
“-Ey Allah'ın Elçisi! kadınların erkekler üzerindeki hakları nelerdir?” sorusuna; Peygamberimi (s.a.v.)
...أن يطعمها إذا طعم. وأن يكسوها إذ اكتسى. ولا يضرب الوجه. ولا يقبح. ولا يهجر إلا في البيت
“Yediğinden yedirmesi, giydiğinden giydirmesi (kadının kocası üzerindeki hakkıdır.) Sakın (eşinin)yüzüne vurmasın, ona kötü muamelede bulunmasın, evin dışında onu terk etmesin”[7] cevabını vermiştir.
b) Erkek, imkanları ölçüsünde, eşinin bilgi ve kültür düzeyinin yükselmesi için gayret sarf etmelidir. Özellikle dini konularda eşlerin kendilerine yeter hale gelmeleri önemlidir. Bunun gerçekleşmesi için günün şartlarına göre neler yapmak gerekiyorsa o yapılamalı, asla ihmalkar davranmamalıdır. İlim olmadan sâlih amel işlenemez,  doğru karar verilemez. Dünya için de ahiret için de bilgi temel ihtiyaçtır. Bilgi, yanlış davranışa engel  olur..
c) Erkek, eşini  maddi ve manevi her türlü kötülüklere, olumsuzluklara, fesada karşı korumalı, ailenin şeref ve haysiyetini koruyucu tedbirleri almalıdır. Yüce Allah,
يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا قُوا اَنْفُسَكُمْ وَاَهْليكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلئِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللّهَ مَا اَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ
Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun  buyurulmaktadır. (Tahrim : 66/6).
 İnsanın gerek kendini ve gerekse aile fertlerini ateşten koruması ancak onları bilgilendirmesiyle mümkündür. Erkek ailenin yöneticisi ve sorumlusudur.
اَلرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاءِ  
Erkekler kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar..” (Nisa: 4/34) anlamındaki âyet ve
.َالرَّجُلُ رَاع في أهْلِهِ، وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ..             
ٍ"Kişi ailesinin koruyucusudur ve onlardan sorumludur[8] anlamındaki hadis bu gerçeği beyan etmektedir.
d) Erkek, aile fertleri  arasında, yeme, içme, mesken, giyim, kuşam gibi her konuda ayrım yapmamalı, adil olmalıdır.  Peygamber efendimiz (a.s.) bir hadisinde,
 خَيرُكُمْ خَيرُكُمْ ﻷهلِهِ، وأنَا خيرُكُمﻷﻫﻠﻲ
“Sizin hayırlınız ailesi (eşi) için hayırlı olanınızdır. Ben ailem için hayırlıyım.”[9]buyurmuştur.
e) Erkek hanımının gizli sırlarını ifşa etmemelidir. Zira eşlerin birbirlerine karşı emin, güvenilir kişiler olmaları gerekir. Sırrın ifşasını Peygamberimiz (a.s.), şer olarak nitelemiştir:

إِنَّ مِنْ أَعْظَمِ اﻷمَانَةِ عِنْدَ اللّهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ الرَّجُلُ يُفْضِي إِلَى امْرَأﻪ،وَالمرْأةُ تُفْضِي إِلَى زَوْجِهَا ثُمَّ يَنْشُرُ أَحَدُهُمَا سِرَّ صَاحِبِهِ

"Şüphesiz ki Kıyamet günü, Allah'ın en çok ehemmiyet vereceği emanet, kadın-koca arasındaki emanettir. Kadınla koca birbiriyle içli dışlı olduktan sonra, hanımının sırlarını erkeğin etrafa yayması o gün en büyük ihanettir." [10]
Kocanın Kadın Üzerindeki Hakları
a) Allah’a isyana, günaha teşvik etmediği müddetçe kadın, kocasının meşru ve mubah olan istek ve arzularına riayet etmelidir. Yüce Allah,
“…فَاِنْ اَطَعْنَكُمْ فَلَا تَبْغُوا عَلَيْهِنَّ سَبيلًا 
“.....Eğer (o kadınlar size) itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın...” buyurmaktadır (Nisa: 4/34).
b) Kadın kocasının şerefini, namusunu, malını ve çocuklarını korumakla görevli ve sorumludur. Bu konuda bir ayeti kerimede:
فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّهُ 
   “....İyi kadınlar, itaatkardırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlardagaybı korurlar...” buyurulmuştur (Nisa: 4/34)
Ayet-i kerimedeki “gayb”, hanımından uzakta bulunan erkeğin namusu, malı ve her türlü hakları anlamındadır.Peygamber Efendimiz ;

“Kadın kocasının evinin ve çocuklarının koruyucusudur.”[11]
c) Kadın kocasının evinin muhafızı durumundadır. Gözünü mahremi olmayanlardan ve haramdan korur, elini, dilini kötü söz ve kötü işlerden korur. Kocasının akrabasına da iyi muamelede bulunur. Yüce Allah;
قُلْ لِلْمُؤْمِنينَ يَغُضُّوا مِنْ اَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ..." …”
Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar....buyurmaktadır.  (Nur, 24/31) Şu hadis-i şerif de aynı konuyu vurgulamaktadır:
-قيل لرسول الله أي النساء خير قال التي تسره إذا نظر وتطيعه إذا أمر ولا تخالفه في نفسها ومالها بما يكره
 " Hz. Peygamber’e (s.a.v) “Hangi kadın daha hayırlıdır?” diye soruldu; o da:", Kocası yüzüne baktığı zaman onu sevindiren, emrettiği vakit itaat eden, yanında bulunmadığı vakit malını ve iffetini koruyandır" [12] cevabını vermiştir.
Netice itibariyle, dinimizde evlenme emredilmiş, teşvik edilmiş, evlenmenin kolaylaştırılması tavsiyesi edilmiştir. Nişan nikah ve düğün törenlerinde gösteriş ve israftan kaçınılması tavsiye edilmiştir. Karı kocanın birbirlerine karşı hak ve sorumlulukları açıklanmış, bu kurallara uyulduğu takdirde sağlıklı bir aile yuvasının kurulup devam edeceği ortaya konmuştur.



[1] Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Yusuf ALTAŞ tarafından hazırlanmıştır.
[2] Buhari, Nikah, 3, VI, 117; Müslim, Nikah 1, II, 1018.
[3] Ibn Mâce, Nikâh, 1,I, 592.
[4] Müslim, Rada 53, II, 1086.
[5] Ebu Davud, Nikâh, 31. II, 591.
[6] Tirmizî, Tefsir, 10. V, 274.
[7] İbn Mace, Nikah 3, I, 594.
[8] Buhârî, Ahkâm 1, VIII, 104. Nikâh 81, VI, 146; 90, VI, 151.
  Tirmizî, Cihâd 27, 1705, IV, 208; Ebû Dâvud, İmâret 1, III, 232.
[9] İbn Mâce, Nikah, 50, I, 636.
[10]  Müslim, Nikâh 124, II, 1061.
[11] Buhârî, Ahkâm 1, VIII, 104; Tirmizî, Cihâd 27, IV, 208; Ebû Dâvud, İmâret 1, III, 232.
[12] Nesaî, Nikâh, 14, VI, 68.