24 Eylül 2011 Cumartesi

Hadis-i Şerif Demeti... "Dört Şey"

Dört şey sende olursa, dünyadan fevt olan (elde edemediğin, kaçırdığın) şeylerden dolayı üzülme: Doğru sözlü olmak, vaadinde durmak, hüsnü ahlâk (güzel ahlâk) sahibi olmak, yemek içmekte israftan kaçıb, helâl lokma yemek.
Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)

Dört şey bu ümmete cahiliyyetten miras olarak kalmıştır: Haseble iftihar, nesebe taan, yıldızla istiska (Yıldızlara bakıp yağmur var demek), ölülerin medhiyesini anarak ağlamak. (Bu ağlayanlar tevbe etmeden ölürlerse kıyamette cehennem elbiseleri giyeceklerdir)
Ravi: Hz. Ebû Malik (r.a.)

Dört kimseye Allah (z.c.hz.)'i yardım eder. Gaziye, evlenen kimseye, kölelikten kurtulmak istiyen kimseye, hacıya.
Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

Dört dua reddolmaz: Hacının duası, evine dönünceye kadar. Gazinin duası, evine dönünceye kadar. Hastanın duası, iyi oluncaya kadar. Kardeşin kardeşe arkadan yaptığı dua.(En süratle icabette bu sonuncuya aittir.)
Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)

Dört şey kimde bulunursa Allah, onun vücudunu Cehenneme haram eder. Ve dünyada onu şeytandan ve nefsinden korur. Nefsi bir şeye heves ettiği halde nefse hakim olur, yaptırmaz; Nefsi bir şeyden tiksindiği halde onu yaptırır; Nefsin şehvet ve gadabına hakim olur. Dört şey de kimde bulunursa, Allah onu rahmetine gark eder ve Cennetine kor; Bir miskini barındırmak; Zaif birine acımak; Köleye rıfk ile muamele etmek; Anne ve babasına infak etmek.
Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

Dört şey kime verilmişse dünya ve ahiret hayırları ona verilmiştir: Lisanı Zâkir (Zikreden dil), Kalbi Şâkir (Şükreden kalb), Belâya sabreden beden, nefsine hıyanetlik etmeyen, efendisinin malını canı gibi muhafaza edip dininde ona yardımcı olan salih kadın.
Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)

Dört şey evvelki Peygamberlerin sünnetindendir: Haya, kokulanmak, nikah, misvak.
Ravi: Hz. Ebû Eyyub (r.a.)

Dört şey kişinin saadetindendir: Zevcesinin saliha olması, evlâdının salihlerden olması, görüştüğü kimselerin salihlerden olması ve kazancının beldesinde olması.
Ravi: Hz. Ali (r.a.)

Dört şey dört şeyden doymaz: Göz bakmaya, arz yağmura, dişi erkeğe, âlim ilme.
Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

Dört şey dört yerde nafaka olarak kabul olunmaz: Hıyanet, hırsızlık, suistimal ve yetim malından sağlanan kazançla Hac, Umre, Sadaka ve Cihad olmaz.
Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)

Dört şey Arşı Âzam altındaki hazineden inzal edildi: Fatiha, Ayetel Kürsi, Amenerresulü, İnna Â'tayna.
Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.)

Dört taife Cennete giremez: İçkiye devamlı, faiz yiyen, haksız yere yetim malı yiyen ve anne babasına (ailesine) asi olan. (Tevbe ederse mesele yok.)
Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

Şu dört şey saadettendir: Saliha kadın, geniş mesken, iyi komşu, iyi hayvan (binek).Ve dört şey de şekavettendir: Fena kadın (huysuz, itaatsiz), kötü komşu, kötü binek ve dar ev.
Ravi: Hz. Muhammed İbni Saad (r.a.)

Dört şey cefadan sayılır: Ayakta su dökmek, namazda alnını çok silmek, ezan okuyan müezzini işitip söylediği gibi söylememek, yol üstünde namaz kılmak.
Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

Dört şeyle oruç iyi tutulur: İftarı su ile açma, sahurda yemek yeme, gündüz uykusu ve güzel koku.
Ravi: Hz. Enes (r.a.)

Dört haslet karunun ki gibidir: İçi dışa çevrilmiş derili mesh giymek, erguvani (allı) giymek, kılıçlarını sürümek, kibrinden hizmetçisinin yüzüne bakmamak.
Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

Dört gece gündüz, dört gündüz de gece gibidir. Allah, o günlerde and verenin isteğini geri çevirmez. İnsanları mağfiret eder ve onlar bu günlerde bol ihsana nail olurlar. Bunlar: Kadir gecesi, Kurban arefesi, Beraat gecesi, Cuma gecesi ve günleridir.
Ravi: Hz. Enes (r.a.)

Dört kişinin defteri yeniden başlar; Hasta iyi olduğunda, müşrik müslüman olunca, mağfiret ümid eden kimse Cuma'dan dönünce, Hacı hacdan dönünce.
Ravi: Hz. Ali (r.a.)

 Dört şey vardır ki sevabı yedi yüze çıkartır: Fisebilillah vermek, anaya ve babaya harcamak, Ramazan bayramında çoluk çocuğa kurban kesmek. Dört şey de günahları siler: Ramazan orucu, Beytin haccı, Mescidi Nebevi'yi ve Kudüs'ü ziyaret.
Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)

Dört çeşit hayvan kurban borcunu ödemez: Gözü kör, hasta, topal ve zayıf.
Ravi: Hz. Bera (r.a.)

Dört şey Cennet hazinesidir: Sadakayı gizli vermek, musibeti saklamak, sılai Rahim (Akraba ziyareti) ve "Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh" demek.
Ravi: Hz. Ali (r.a.)

Dört zümre arasında karşılıklı "lian" olmaz: Hür kimse ile cariye arasında, hür kadın ile köle erkek, Müslüman erkekle yahudi kadın, Müslüman erkekle hristiyan kadın arasında. (Lian veya Luan (lanetleşme) Hak dini Kur'an Dili sahife 3478-3483 arasında izahat vardır.)
Ravi: Hz. İbni Amr (r.a.)

Bir kimsede dört haslet olursa Allah, ona Cennette köşk verir ve o kimse Allah'ın nuru içinde gark olur: İsmeti "Lâ ilâhe illallah" olmak, bir günah üzerine istiğfar etmek, hasene yaptığında "Elhamdülillah" demek. Musibet zamanında "İnnâ lillâh ve İnnâ ileyhi Raci'ûn" demek.
Ravi: Hz. İbni Amr (r.a.)

Evde dört şey berekettir: Koyun, kuyu, el değirmeni, çakmak, Zahirenizi ölçün, Allah onda sizin için bereket yaratır.
Ravi: Hz. Enes (r.a.)

Dört kapı Cennet kapılarından dünyaya açılmıştır: İskenderiye, Askalan, Kazvin ve Abadan. Cidde'nin bu şehirlere afdaliyeti ise, Beytullah'ın diğer evlere üstünlüğü gibidir.
Ravi: Hz. Ali (r.a.)


Dört şey her kimde bulunursa halis münafık olur. Bir kimsede bunlardan birisi varsa, onda da nifaktan bir huy vardır. Bunu terketmeden mü'mini kamil olamaz: Konuşurken yalan söyler, vadinden hulfeder, ahdinde durmaz, muhasama ettiğinde haktan batıla meyleder.
Ravi: Hz. İbni Amr (r.a.)

7 Eylül 2011 Çarşamba

IRKÇILIK İLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.
“ Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler ( şeklinde ) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün olanınız, takvaca en ileride olanınızdır. “
Kur'an-ı Kerim / Hucurat Suresi 13
Rabbimizin yukarıdaki açık emrinden sonra, alemlere rahmet olan Resulullah'ın(a.s.m) Hadis-i Şeriflerine bakalım:
Ebu Zerr r.a dan. Resulullah s.a.v buyurdular ki :  
Bak ey Eba Zerr ; şüphesiz ki sen takva ile üstün olma durumun hariç, kırmızı ve siyah insanlardan hayırlı değilsin. }
Kaynak:İbni Kesir : 13.c.7421.s
Ukbe bin Amr r.a dan. Resulullah s.a.v buyurdular ki : Dindarlık ve Salih amel dışında hiç kimsenin bir başka kimseye üstünlüğü yoktur. Kişinin kötü hareketli, dili bozuk, cimri ve korkak olması kötülük olarak ona yeter. }
Kaynak: Camiu’s Sağir : 3 / 3322.n – Beyhaki Şuabu’l İman
“Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.”Kaynak:Müslim, Birr, 33; İbn Mâce, Zühd, 9; Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539
"İslâm, Câhiliyetten kalma ırkçılık ve kabileciliği ortadan kaldırmıştır ..." [Buharî, Ahkâm: 4]

Irkçılığa (asabiyyeye) çağıran Bizden değildir; ırkçılık için savaşan Bizden değildir; ırkçılık üzere, asabiyye uğruna ölen Bizden değildir" (Kaynak: Müslim, imare, 53)


"Bir kimseyi ameli geri bırakmışsa, nesebi, soyu onu kurtaramaz, yükseltemez, ilerletemez" (İbn Mâce, Mukaddime 17, hadis no: 225)

Rasûlullah (s.a.v.)'a soruldu: "Kişinin soyunu, sülâlesini (kavmini, ulusunu) sevmesi asabiyet (kavmiyetçilik, ırkçılık) sayılır mı?" Hz Peygamber şöyle cevap verdi: "Hayır.Lâkin kişinin kavmine zulümde yardımcı olması asabiyettir/kavmiyetçiliktir"(Ahmed bin Hanbel)

"Rabbiniz de birdir, babanız da birdir. Dininiz ve Peygamberiniz de birdir. Arabın Acem, Acemin de Arab üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Yine kızılın kara üzerine, karanın da kızıl üzerine üstünlüğü yoktur. Hiç bir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Yalnız takva bakımından biri diğerine üstün olur."
(Ramuz- İbni Neccar)


Kâfir olan bir Arap, Müslüman Fransızdan(veya başka bir ırk) üstün olamaz. Böyle bir ırkçılık dinimize aykırıdır. Dinimizde ırkçılık yoktur. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Ey insanlar, sizi, bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizle tanışmanız için milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah indinde en üstününüz, takvada en ileri olanınızdır.) [Hucurat Suresi- 13]

(Irkçılık yapan, ırkçılık için savaşan ve ırkçılık uğrunda ölen, bizden değildir.) [Ebu Davud]

"Kim kâfir olan dokuz atasını onlarla izzet ve şeref kazanmak düşüncesiyle sayarsa, cehennemde onların onuncusu olur" (Ahmed bin Hanbel, 5/128)

"Bir kısım insanlar vardır ki, cehennem kömüründen başka bir şey olmayan adamlarla iftihar ederler, övünürler İşte bunlar ya bu övünmeden vazgeçerler, ya da Allah nezdinde, pisliği burunlarıyla yuvarlayan pislik böceklerinden daha değersiz olurlar" (Ahmed bin Hanbel, 2/524; Ebû Dâvud, Edeb 111)

"Kim hevâsına uyarak bâtıl yolda cenkeder, kavmiyetçiliğe (asabiyet) çağrıda bulunur veya kavmiyetçiliğin sevkiyle öfke ve tehevvüre kapılırsa, câhiliyye ölümü üzere (kâfir olarak) ölür." (İbn Mâce, Fiten 7)

Rasûlullah (s.a.s.)'a soruldu: "Kişinin soyunu, sülâlesini (kavmini, ulusunu) sevmesi asabiyet (kavmiyetçilik, ırkçılık) sayılır mı?" Hz. Peygamber şöyle cevap verdi: "Hayır. Lâkin kişinin kavmine zulümde yardımcı olması asabiyettir/kavmiyetçiliktir."(Ahmed bin Hanbel, 4/107, 160; İbn Mâce, Fiten 7, hadis no: 3949)


Ayrıca dünyada film endüstrisi kasdi olarak Arap ırkına bir düşmanlık beslettirecek tarzda görüntüler ve karakterlerin yer aldığı filmlere yer veriyor. Bu durumun perde arkasında Arapça nazil olan Kur'an a bir düşmanlık mı güdülüyor sorusu akıllara geliyor... Bir hadis-i şerifte;

"Şu üç sebepten dolayı Arabı sevin: Ben Arabım. Kur’an Arapçadır ve Cennet ehlinin lisanı da Arapçadır." [Taberani, Hâkim, İbni Asakir, Abdürrazzak]
buyuruluyor.

6 Eylül 2011 Salı

HASED VE KISKANÇLIK (Hadislerle)


https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgi4TNokC2SoM3kjnwl4r0V4Xo526fvUbS0eeKwh5Ljk6ERjHYdzZOf7dI9B-CdKCO3X02j0phAhQ78Cb4cxe8ZaIbwgG7vRKpMVlV8PIq8doRAdwFjBgDvzPgrxnslq9D5ycANRxxMosY/s320/HASED(KISKAN%C3%87LIK),ATE%C5%9E%C4%B0N%2BODUNU%2BYEMES%C4%B0%2BG%C4%B0B%C4%B0%2B%C4%B0Y%C4%B0L%C4%B0KLER%C4%B0%2BYER.jpg
‘Hased ve kıskançlık’, başkalarını bulundukları durumdan dolayı kıskanmak, çekememek ve onların olmamasını istemek, demektir.

Hased eden kimseye ‘Hasid’ denir.

Hased, tedavisi mümkün olmayan en öldürücü ahlâk hastalıklarındandır. Hased eden kimse başkasının iyiliğine ve elindeki nimetlere üzülür, hatta bu nimetlerin onun elinden gitmesini ister. Gitmediğinde üzüntüsü artar. Bu hususta denilir ki: ‘Hased öyle bir ruh hastalığıdır ki, ona hiç bir doktor çare bulamaz. Yeter ki Allah (c.c.)’ın yardımı tahakkuk etsin.' Bu nedenle hased, Müslümanın hayırlı amellerini yok eden çok çirkin bir ahlâktır.

Yahudi ve Hristiyanlar müminlere sürekli hased ederler. Kendileri îman edip Allah (c.c.)'ın fazlından yararlanamadıkları için müminlerin Rabblerinden gördükleri hayırları izledikçe hasetleri artar. Müslümanlar aleyhine çeşitli entrika ve desiseler düşünürler. Halbuki Müslümanlar onların bu kötülüklerini hiç hak etmedikleri gibi tam tersi kendileri hakkında bile iyilik düşünürler. Kazdıkları kuyulara neticede hep kendileri düşerler. Fakat müminler arasında büyük sarsıntılara, karışıklıklara sebep olurlar. Bunların çoğunluğunun tam cezaları ise âhirette Cenab-ı Hakk tarafından verilecektir.

Hasid, Allah Teâlâ’nın vermiş olduğu nimetin kıskandığı kimseden çıkmasını istediğinden hiçbir zaman rahat ve huzur içinde olmaz. Faydalı olmayan, zararlı olan bir şeyin bir insandan uzaklaşmasını istemek, hased olmaz, gayret olur. İlmini, mal ve mevki ele geçirmek, günah işlemek için kullanan din adamından ilmin gitmesini istemek gayret olur. Malını haramda, zulümde, İslâmiyeti yıkmakta, bid’atları ve günâhları yaymakta kullananın malının yok olmasını istemek de, hased olmaz, din gayreti olur. Bir kimsenin kalbinde hased bulunur, kendisi buna üzülür, bunu istemezse, bu günâh olmaz. Kalpte bulunan hâtıra, düşünce, günâh sayılmaz. Hatıranın kalbe gelmesi insanın elinde değildir. Kalbinde hased bulunmasından üzülmezse veya arzusu ile hased ederse günâh olur, harâm olur. Bu hasedini sözleri ve hareketleri ile belli ederse, günâhı daha çok olur. Hadis-i şerifde, “İnsan, üç şeyden kurtulamaz, suizan, tayere ve hased. Suizan edince, buna uygun harekette bulunmayınız. Uğursuz zan (tayere) ettiğiniz şeyi, Allah’a tevekkül ederek yapınız. Hased ettiğiniz kimseyi hiç incitmeyiniz!” buyruldu.

Tayere, uğursuzluğa inanmaktır. Suizan, bir kimseyi kötü zan etmektir. Bu hadis-i şerif’ten anlaşılıyor ki, kalpte hased meydana gelmesi, haram değildir. Bundan razı olmak, devamını istemek, haram olur. Hadîka’da deniliyor ki, ‘Kalbe gelen düşünce beş derecedir:

1. Kalpte durmaz, atılır, buna ‘hacis’ denir.
2. Kalpte bir zaman kalır, buna ‘hatır’ denir.
3. Yapmak ile yapmamak arasında tereddüt olunur, buna ‘hadisü’n-nefs’ denir.
4. Yapması tercih edilir, buna ‘Hemm’ denilir.
5. Tercih kuvvetlenip karar verir, buna ‘Azm’ ve ‘Cezm’ denir.

Kur'an-ı Kerim’de hased duygusu ve bunun doğuracağı davranışlar önemsiz sayılmamıştır. Gerek Hz. Âdem (a.s.)'in iki oğlu arasında cereyan eden beşeriyetin ilk cinayetinin(1) ve gerekse Hz. Yusuf (a.s.)’un, kardeşleri tarafından kuyuya atılması olayının(2) asıl sebebini kardeşler arasında doğan hased duygusunun teşkîl etmesi gerçekten düşündürücüdür. Hz. Peygamber (s.a.v.), bütün günahların kaynağı olan üç şey arasında; İblis'i Hz. Adem (a.s.)'e secde etmemeye sevk eden kibri; Hz. Âdem (a.s.)’i yasaklanmış olan ağaçtan yemeye sevk eden hırsı ve Hz. Âdem (a.s.)’in iki oğlunun birbirleriyle dövüşüp kardeşini öldürmeğe ve kardeşlerinin Hz. Yusuf (a.s.)’u kuyuya atmaya sebep olan hased’i saymaktadır. Bunlardan kaçınmamızı istemektedir. Bu yüzden hased, nefsin kınanmış olan kötü ahlâkındandır.

Bol dua, zikir ve ibadete çok devam etmek suretiyle bunların yok edilmesine çalışmak gerekmektedir. Allah Teâlâ'nın uyarılarına ve tavsiyelerine dikkat edip uyanmak ve bu illetten kurtulmağa çalışmak bir görevdir. Hz. Yakup (a.s.)’un büyük oğulları, küçük kardeşleri Yusuf'a hep beraber tuzak kurup yapacaklarını yaptılar. Gayeleri Hz. Yusuf (a.s.)'u zelil etmekti. Allah (c.c.) ise Hz. Yusuf (a.s.)'u seçti. Ona nübüvvet ve saltanat verdi. Kardeşlerini ona boyun eğdirdi. Hükmü altına soktu. Hz. Yusuf (a.s.)'u hased etmelerinden dolayı hileleri kendi başlarına geçti. Bu ise Allah Teâlânın hikmetinin ve kudretinin apaçık bir delilidir.

Felak Sûresi'nde gelmiş bulunan, “Hâsid kişinin hased ettiği zamanki şerrinden Allah'a sığınmak.” (3) emri de göz önüne alınınca, hased yani çekememezlik duygusunun toplum içerisinde yapacağı yıkımın ciddiyeti daha iyi anlaşılır. Kur'an-ı Kerim'de söz konusu olan bu olayların kardeşler arasında cereyan etmiş olması da ayrı önem taşır. Yani, hased duygusu kardeşi kardeşe öldürtebiliyor, derin kuyuya attırabiliyorsa, başka insanlara neler yaptırmaz?

Bu ayetlerin ışığında, her geçen gün şiddetini artırarak ilerleyen ve dünyayı yaşanmaz hale getiren anarşiye, ahlâki yozlaşmaya, kültürel bozulmaya göz atacak olursak, bunun da temelinde, yurdumuza dışarıdan giren çeşitli fikir ve düşüncelerin sevkiyle hakim zümrelerin millete karşı uyguladıkları muhtelif ayırım ve kayırmaları, bunun sonucu -varlığını değişik tabiî sebeplere borçlu olan- değişik gruplarda birbirlerine karşı uyanmış olan kin ve hased duygularını görebiliriz. Daha açık bir ifâde ile bugünkü huzursuzluk, hırsızlık, soygunculuk ve anarşi, geçen zamandan beri bu ülke insanlarına yapılan mürteci-münevver, inkılapçı-yobaz, ilerci-gerici, faşist-devrimci, Türk-gayr-i Türk, Sünni-Şiî vs. ayırımlarının, bu ayırımlara tâbi olarak hâkim zümrelerin uyguladıkları kayırmaların vicdanlarda doğurduğu kin, nefret, hased ve intikam gibi menfî hislerin birikimlerinden ortaya çıkan bir patlamadır.

Kıskançlık kinin, kin de öfkenin neticesidir. Bu yüzden öfkelenmeyi azaltacak davranışlar içinde bulunmak kini, dolayısıyla kıskançlığı azaltır. Hased, İlahi takdir ve bölmeye razı olmamaktır. Bu yüzden hasedçi önce iman açısından tehlikeye düşer. Şu kadar var ki hased, hased edilenden önce hased edeni yiyip bitiren adil bir hastalıktır.

İnsanlar arasındaki kavgalar, meslektaşlar arasındaki çekişmeler, genellikle hasedden kaynaklanır. Aslında hased, bir bakıma aşırı bencilliğin de bir sonucu olarak ‘Bende yok onda da olmasın’ düşüncesidir.

Bir Müslümanda bulunan bir nimetin ondan gitmesini istemeyip, kendisinde de o nimetin bulunmasını istemek hased değildir. Buna ‘Gıpta’ yani imrenmek, denilir. Gıpta güzel bir huydur.

Hased, kişinin yapmış olduğu ibadetlerin sevabını da giderir. Hadis-i Şerif’te “Hased etmekten sakınınız. Biliniz ki, ateş odunu yok ettiği gibi hased de iyilikleri yok eder, siler götürür.”(4) buyruldu. İbnu Mâce'de geçen bir diğer hadiste ise şöyle buyurulur: “Hased, hasenatı yer tüketir, tıpkı ateşin odunu yiyip tükettiği gibi. Sadaka da hataları söndürür, tıpkı suyun ateşi söndürmesi gibi.” Bu sebeple dinimizin müminden beklediği tavır, inancının gereği olarak hayatının her anını Allah’ın (c.c.) razı olacağı şekilde geçirmektir. Bu durum iman ile hasedin yan yana olmasını yasaklamaktadır. Peygamber Efendimiz (asv) hadisi şerifte bu durumu şu şekilde açıklamaktadır: “Kâfir ile onu öldüren ebediyyen cehennemde bir araya gelmezler, keza bir kulun karnında, Allah yolunda (yutulmuş olan) tozla cehennem ateşi bir araya gelmezler, keza, bir kulun kalbinde imanla hased bir araya gelmezler.”(5)

Hased etmek, bir açıdan da Allah (c.c.)'ın verdiğini uygun görmemektir. Her kim Allah (c.c.)'ın verdiğini uygun görmez ve bunu bilinçli olarak düşünürse, kâfir olur. Çünkü bu insan, bu düşüncesiyle Hak Teâlâ’nın hikmetini ve adaletini inkar etmiş olur. Bu durum insanı küfre götürebilir. Bu yüzden hased eden kimse, beş yönden Rabbi ile çekişmektedir. Bu çekişmeler şunlardır: Başkalarında gördüğü bu nimetten ötürü öfkelenir. Allah (c.c.)'ın rızık taksimine öfkelenir. Allah (c.c.)'ın başkalarına vermiş olduğu nimetleri kıskanan kimse, sanki Rabbine şöyle demektedir: ‘Bu nimetleri niçin bu şekilde taksim ettin?’ Allah Teâlâ dilediğine lütfundan dilediği şekilde verdiği halde, o Allah (c.c.)'ın nimetleriyle cimrilik yapmak istemektedir. Allah Teâlâ'nın nimetler verdiği sevgili kullarını, rezil-rüsvâ etmek istemektedir. Hased etmekle, hem Allahü Teâlâ'nın, hem de kendisinin düşmanı olan şeytana yardım etmektedir.

Hasedden kaçınmak, başkasının malı, mülkü, mevkii vs. dünya varlıklarında çekememezliğe düşmemek demektir. Uhrevî işlerde gıpta caiz ise de dünyevî işlerde hased câiz değildir. Çünkü hased, hased edeni karşıdaki hased edilen hakkında gıybete ve yıkıcı gayretlere de sevkederek zulme ve haksızlığa atar. Gıybet, zulüm ve haksızlık ise bunları yapanın iyiliklerinin yok olmasına sebep olur. Bütün bu durumlar hased edilenin nimetlerinin, sevaplarının artmasına, hased edene de hüsran ve zararlarda batmasına sebep olur. Böylelerinin durumu âyet-i kerimede: “Dünyayı da âhireti de kaybeder.”(6) diye ifade edilmiştir.

Hased eden, hased ettiği kişiyi gıybet de eder, onu çekiştirir ve böylece ikinci bir günaha da girmiş olur. Hatta hased ettiği kişinin malına ve canına da saldırdığı olur. Kıyamet gününde, hased eden kişinin bu zulümlerinin karşılığı olarak iyilikleri alınarak hased ettiği kişiye verilir. Dünyada hayır ve iyilikler yapan kimseye en az on kat sevap verilir. Hased bunların dokuzunu yok eder ve birisi kalır. İmansızlıktan başka hiçbir günah, müslümanın yapmış olduğu iyiliklerin hepsini yok edemez.

Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki:

“Size eski milletlerin hastalığı bulaştı. Bu, hased ve buğzdur. Bu kazıyıcıdır. Bilesiniz; kazıyıcı derken saçı kazır demiyorum. O dini kazıyıcıdır. Nefsimi kudret elinde tutan Zât-ı Zülcelâl'e yemin ederim, sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Birbirinizi sevmeye yardımcı olacak şeyi haber vereyim mi: Aranızda selâmı yaygınlaştırın.” (7)

Bir başka Hadis-i şerif’te, “Nimet sahiplerinden ihtiyaçlarınızı gizli olarak isteyiniz. Çünkü nimet sahiplerine hased edilir.” buyuruldu. İhtiyaçlarınızın karşılandığı ortaya çıkınca hased olunursunuz.

Hased etmek, Allah Teâla’nın takdirini değiştirmez. Bunun için de hased eden kişi, hasedinden dolayı boşuna üzülmüş ve yorulmuş olur. Kazandığı günahlar da ayrıca üzerine yüklenir. Halife Muaviye oğluna nasihat ederken şöyle derdi: ‘Hased etmekten çok sakın. Çünkü hasedin sana olan zararları, hased ettiğin kişininkinden daha önce ve daha çok olur.’

Yine Hz. Muaviye demiştir ki: ‘Herkesi razı edebilirim, ancak hasetçiyi edemem. Çünkü o, nimetin gitmesini ister. (Kıskandığı nimet elimde oldukça ne versem onu razı edemem)’

Hased edenler hiçbir zaman arzularına kavuşamamış ve kimseden saygı görmemişlerdir. Hased insanın sinirlerini bozar, ömrünün azalmasına sebep olur.

Kendisine hased olunan kişinin, dünyada ve ahirette, bundan hiç zararı olmaz. Hatta faydası olur. Hased edenin ömrü üzüntü ile geçer. Hased ettiği kişideki nimetlerin azalmadığını ve hatta arttığını gördükçe huzursuz olur. Hasedden kurtulmak için ona hediye göndermeli, nasihat etmeli ve onu övmelidir. Ona karşı tevazu göstermelidir. Onun elindeki nimetlerin daha da artması için dua etmelidir.(8)

Peygamber Efendimiz (asv), Veda Hutbesi’nde vurgulu bir şekilde kardeşlik duygularını zedeleyen, Ensar-Muhacir kardeşliğini tüm dünyaya yaymanın önündeki en büyük engellerden olan, ümmet bilincini gideren hasedden kaçınmamızı istemektedir.
 
“(Ey inananlar!) birbirinize hased etmeyin, birbirinize buğzetmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, birbirinizin satışını bozmayın. Ey Allah'ın kulları kardeş olun! Müslüman kişi, diğer Müslüman kişinin (rengi, dili, doğum yeri, sosyal durumu, cinsiyeti ne olursa olsun) kardeşidir. Öyle ise ona zulmedemez, ihanet edemez, aldatamaz, yardım isteğini cevapsız bırakamaz, tahkîr de edemez. Allah sizlerin bedenlerine, mallarına bakmaz, fakat kalplerinize ve amellerinize bakar, -kalbini göstererek- takva şuradadır, takva şuradadır, takva şuradadır. Kişinin kötü sayılması için Müslüman kardeşini tahkir edip horlaması yeterlidir. Bir Müslümanın kanı, malı ve ırzı diğer bir Müslümana haramdır.”(9)

Hased Hastalığından Kurtuluş Yolu

Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki:

“Şu iki kişi dışında hiç kimseye hased (gıbta etmek) caiz değildir: Biri, Allah'ın kendisine verdiği hikmetle hükmeden ve bunu başkasına da öğreten hikmet sahibi kimse. Diğeri de Allah'ın kendisine verdiği malı hak yolda harcayan zengin kimse.”(10)

Hadiste ‘gıbta’ diye tercüme ettiğimiz kelimenin aslı haseddir. “İki kişiye Allah'ın verdiği nimetin kendinize de verilmesini temenni etmeniz caizdir.” diye anlaşılması gerekmektedir. Gıpta ise ‘Onda var aynısı bende de olsun.’ talebinde bulunmaktır ki, bu mantıklıdır. Kıskançlık ibadetlere varıncaya kadar bütün fiillerde ve duygularda görülebilir. Tedavisi Taksim-i İlahîye razı olmak ve Yusuf Sûresi'ni bolca okuyup ibret almaktır.

Hased duygusundan kurtuluş yolu, başka bir hadiste şöyle ifade edilmektedir:
 
“Üç şey vardır, kimse onlardan kurtulmuş değildir: Uğursuzluk, kötü zan, hased.” Resûlullah (s.a.v.)'a bunlardan kurtuluş yolu nedir? diye sorulunca şu cevabı verdi: “Uğursuzluk içinden geçince hoşlandığın işi bırakma, zanna düşünce araştırmaya kalkma, hased duyunca da gereğiyle amel etme.”

Şu halde; zan ve hasedden kurtuluş, bu hislerin peşine düşmemek suretiyle gerçekleşir. Hasan el-Basri Hazretleri de şöyle der: ‘İçinde hased olmayan insan yoktur. Kim bu hissi aşıp, peşine düşmez ve zulme yer vermezse, hased yapmamış olur.’

Bir mümine yakışan, hased hissi içinde doğduğu zaman, bundan nefret edip defetmeye çalışmaktır, tıpkı haram şeyleri yapmak hissi içinden geçince yaptığı gibi. Bu duyguyu tedavi hususunda Bediüzzaman şu tavsiyede bulunur:
 
"Hasid adam hased ettiği şeylerin sonucunu düşünsün. Tâ anlasın ki, rakibinde olan dünyevî hüsün ve kuvvet ve mertebe ve servet, fânidir, vakti belli ve sınırlıdır. Faydası az, zahmeti çoktur. Eğer, uhrevî meziyetler ise, zâten onlarda hased olmaz. Eğer onlarda dahi hased yapsa, ya kendisi riyâkârdır; ahiret malını dünyada mahvetmek ister. Veyahut hased ettiği kimseyi riyâkâr zanneder, haksızlık eder, zulmeder."

Kıyamete kadar her döneme hitap eden, her dönemin sorunlarına çözümler üreten ve dönemin tasvirini yapan Allah Resûlü (asv) şu hadislerinde, müminin günümüzde yaşadığı sıkıntıyı çok net bir şekilde şöyle ifade etmektedir: “Sizden biri, mal ve yaratılışça kendisinden üstün olana bakınca, bakışını bir de kendisinden aşağıda olana çevirsin. Böyle yapmak, Allah'ın üzerinizdeki nimetini küçük görmemeniz için gereklidir.” (11)

Bu hadisin benzeri olarak, Resûlullah (s.a.v.) bir başka rivayette: “Zenginlerle az düşüp kalkın. Zîra böyle yapmanız, Allah'ın (size olan) nimetini küçük görmemenize yardımcı olur.” buyurmuştur. Bu hadiste önemli bir hastalığın ilacı var; zîra bir kimse, kendinden üstün kimseye bakınca, bu halin onda hased uyandırmayacağından emin olamaz. Bu haset hastalığının ilacı da kendinden aşağıda olana bakmasıdır. Baktığı takdirde kendi haline şükretmeye vesile bulur.

Konumuzu bütünleyecek bir başka hadis de şöyle ifade edilmiştir:

“İki haslet var ki, bunlar kimde bulunursa Allah onu şükredici ve sabredici olarak yazar. Kim dünya işlerinde durumu kendisinden düşük olana bakarsa, kendisindeki ona olan üstünlük sebebiyle Allah'a hamdeder. Kim de, dinî meselelerde kendinden üstün olanlara bakarsa ona uyar. Kim de dünya işlerinde kendinden üstün olana bakarsa, elinde olmayanlar için esef eder, üzülür ve böylece şükredici ve sabredici olarak yazılmaz.”

Hadisi şerifte beyan edildiği üzere mümin, dünyalık mal, makam işlerinde devamlı kendinden aşağıdakilere bakmalı ki şükretsin. Amel, takva ve iman olarak ise kendisinden üstün olan kimselere baksın ki eksiklerini görerek onları tamamlamaya çalışsın. Bu durumu tersine çevirdiğiniz takdirde, ahlaksızlıklar, zinalar had safhaya çıkar; insanlar dünyalık elde etme yarışında birbirlerini öldürmekten dahi çekinmezler.

İnsanın kendi kendine hazırladığı bu tuzaklardan kurtulabilmesi, iyi bir nefis terbiyesine bağlıdır. Yani insan projeksiyonunu kendine çevirerek kendi kusurlarıyla meşgul olma alışkanlığı kazanabilirse, bu tehlikeleri azaltmış sayılır. İdeal, örnek şahsiyetler edinmek ve onlara benzemeye çalışarak bütün bu tuzakları atlatmak mümkündür. İlmi ve zenginliği gereğini yerine getirmek üzere istemek uygundur.

‘Ya Rabbi beni hased edici eyleme, hased edilen eyle!’ diye dua edilmelidir. Çünkü hased edici, hased edilende, kendinde bulunmayan bir kemal görmektedir. Ve ona hased etmektedir. Hased edenin hasedine sabr eyle. Senin sabrın onu öldürür.

Hasedin Zararları Nelerdir?

Hasetten kurtulmanın bir yolu da onun ne olduğunu, dünya ve ahiretimize nasıl zarar vereceğini bilmektir.

Kendi kaybına değil de, başkalarının kazancına üzülenler, ticaret bilmezliğin en ileri örneğini sergilerler. Bunlar, kıskançlığın kıskacında kıvranan birer zavallı.

Bir hikmet ehli şöyle der: “Haset insanı avare eden bir ihtirastır. Evde tutacağına diyar diyar gezdirir.”

Bu âfete tutulanlar, iman, ilim, sıhhat ve servet gibi İlâhî nimetleri değerlendirirken, meseleyi tersten ele alırlar. Önce servet ve makama göz dikerler. Sonra beden sıhhatine bakarlar; en sonunda da ilim ve imana sıra gelir. Halbuki, iman kuvvetinde birazcık ziyadelik ilim fazlalığıyla mukayese mi edilir!?.. İlimde birazcık üstünlük, beden sıhhatiyle tartıya mı girer!?.. Bedende bir parça sıhhat fazlalığı, servet çokluğuyla ölçüye mi sığar!?..

Bu da garip bir sır, azim bir hikmettir. Bu sır iledir ki, muhteris, kıskanç insanlar, dünyaca varlıklı kişilerle uğraşırlar da, âlimlere, velilere, salihlere ilişmezler. Halbuki gerçek varlığa erenler bunlardır.

Hasetten kurtuluş için Bediüzzaman Hazretlerinin bir tavsiyesi var: “Hasit adam haset ettiği şeylerin âkıbetini düşünsün. Tâ anlasın ki, rakibinde olan dünyevî hüsün ve kuvvet ve mertebe ve servet; fânidir, muvakkattir.” (Mektûbat)

Haset hastalığının temelinde, haset edilen kimseyi ve onun elindeki dünya nimetlerini ebedî zannetme gafleti yatar. Akıl planında, gerçeğin böyle olmadığını herkes bilir; ama, hissiyat hükmünü icra etti mi, zavallı akla kıvranmaktan öte bir şey kalmaz.

Bir asır sonra bütün haset edenler ve edilenler gibi, hasede konu olan mevki ve makamlar, servet ve devletler de başka insanların eline geçecekler; bir süre de onları oyalayacak ve hiçbirine Hakikî yâr olmadan, bir başka gruba intikal edecekler.

Bir gönül ehli, dünyayı kınalı bir geline benzetir; bu gelin herkese göz etmiş ama hiç kimseyle evlenmemiştir.

Hasedin bir de kadere itiraz yönü var. “Yoksa onlar, Allah’ın lütfundan verdiği şeyler için, insanlara haset mi ediyorlar?” (Nisa, 4/54)

Bir insan düşünelim: Belli bir nimete ulaşmak için elinden gelen gayreti göstermiş, meşru dairede çalışmış, fiilî ve kavlî duasını yaptıktan sonra Rabbinin rahmetini, inayetini gözlemeye başlamıştır. Bu insana yapılan İlâhî lütuf karşısında mü’mine düşen vazife, o nimete kendisi nâil olmuş gibi sevinmektir. Kadere iman da, İslâm kardeşliği de bunu gerektirir.

Böyle yapmayıp haset ve düşmanlık yolunu tutanlar için Üstad Bediüzzaman’dan bir tehdit cümlesi: “Kaderi tenkit eden başını örse vurur kırar. Rahmete itiraz eden, rahmetten mahrum kalır.”  (Mektûbat)

Âyet-i kerimede, “Allah’ın lütfundan verdiği” şeklinde çok hikmetli bir kayıt var. Bu kayıttan hareketle müfessirlerimiz, meşru olmayan kazançlara haset edilebileceğini belirtmişler ve “vurguncunun elindeki malın gitmesini temenni etmek haset değil, gayrettir, adalettir” demişler.

Buna göre bir adam hırsızlık ederek zengin olsa, o malın ondan alınmasını arzu etmek haset değildir. Haset; “Allah’ın lütfuyle verdiği” meşru servet, makam yahut fazileti çekememektir. Bunların, bir müminden alınmasını arzu etmek ise, kaderi tenkit ve rahmete itiraz mânâsı taşır.

Füzeyl bin İyaz’ın, “Mü’min gıpta eder, münafık haset eder”, sözü bizim için hem güzel bir ölçü, hem de büyük bir tehdit. Bir insan, bir başkasının nâil olduğu maddî veya manevî bir ihsana kendisinin de erişmesini arzu edebilir. Bu haset değil gıptadır. Hasette ise, haset edilen şahıstan o ihsanın mutlaka geri alınması arzu edilir. Yani, zengin komşusuna haset eden adamın temel hedefi, kendisinin zengin olması değil, komşusunun fakir olmasıdır. Bu ise, ancak münafıklara yakışacak kadar aşağı ve bayağı bir düşüncedir.

Bununla beraber, bu güzel sözü yanlış yorumlayarak, haset edenlere hemen münafık damgası vurmak elbette doğru değil.

Çünkü münafığın tarifi açık: Münafık, gerçekte iman etmediği halde iman etmiş gözüken kimsedir. Haset eden bir mü’mine, bu mânâda, münafık demek mümkün mü? O halde bu sözü, “Sakın haset etmeyiniz, zira bu ancak münafıklara yakışan alçak bir sıfattır” şeklinde anlamak gerek.

Kendini seven ve menfaatini bilen insan haset yolunu tutmaz. Çünkü haset başkasının saadetini çekememe yüzünden, insanın kendi ruh âlemini perişan etmesidir. Rakibine kızarak kendini bıçaklamak gibi bir şey.

“Haset evvelâ hâsidi ezer, mahveder, yandırır. Mahsud hakkında zararı ya azdır veya yoktur.”  (Mektûbat)

Şunu unutmamak gerek: Dünyevî bir nimete yahut üstünlüğe kavuşmak kişinin kemâline delil olmaz. Böyle olsa bütün zenginlerin salih, bütün fakirlerin fasık olması gerekir.

Gerçek hiç de böyle değil. Dünya nimetleri bir imtihan aracı. Herkes bir türlü imtihan oluyor. Önemli olan bu yolculuğun sonudur. Bu dünyada meşru yolla zenginleşmeye yahut makam sahibi olmaya çalışmak elbette güzel şey. Ama hâdiselerde kader hâkim. Çok çalışmamıza rağmen dilediğimiz sonucu elde etmeyebiliriz. Ve rakibimiz bizi geçebilir.

Üzerimize düşen görevi hakkıyla yerine getirdikten sonra, tevekkül yolunu tutma ve “hakkımda böylesi hayırlıymış” diyerek İlâhî takdire razı olma durumundayız. Aksi halde hasetle, ruh dünyamızı huzursuz kıldığımız gibi, sonunda şeytana âlet olup kadere itiraz tehlikesiyle de karşı karşıya kalabiliriz.

Bunun zararı ise hem çok büyük, hem de ebedî.

Dipnotlar:

(1) Mâide sûresi, 5/27–30.
(2) Yûsuf sûresi, 12/4–10.
(3) Felak sûresi, 113/5.
(4) Ebu Dâvud, Edeb 52,
(5) Müslim, İmâret, 130, 131; Ebu Dâvud, Cihad, 11; Nesâî, Cihâd 8; İbnu Mâce, Cihâd, 9.
(6) Hacc sûresi, 22/11.
(7) Tirmizî, Sıfatu'l-Kıyâme, 57.
(8) İslâm Ahlâkı, M. Hadimî.
(9) Müslim, Birr, 32–34; Tirmizî, Birr, 18,
(10) Buhârî, İlm,15; Fedâilu'l-Kur'ân, 20, Tevhid, 45; Müslim, Müsâfirin, 266; Tirmizî, Birr, 24.
(11) Buhârî, Rikak 30; Müslim, Zühd, 8; Tirmizî, Kıyamet, 59

26 Ağustos 2011 Cuma

Kadir Gecesi ve Duası


Kadir Gecesi son semâvî kitab-ı mukaddes Kur’an-ı Kerim’in indirildiği gecedir...




Levh-i Mahfuz’dan dünya semasındaki Beytü’l-İzzet’e toptan, oradan da yeryüzüne parça parça ilk defa indirilmeye başladığı, Cebrail’in Hz. Muhammed’e (sas) ilk vahiy ile birlikte peygamberlik vazifesini getirip tebliğ ettiği kutsal gecedir, denilmiştir. Kur’an’ın 97. suresi, Kadir suresidir ve bu gecenin faziletinden bahseder. Surede Kur’an’ın indiği Kadir gecesinin bin aydan daha hayırlı olduğu belirtilir.

Vahyedilen ilk âyetler , Alak suresinin “İkra! Oku!” emriyle başlayan ilk beş ayet-i kerimesidir: “Oku! Yaratan Rabbinin adıyla. O ki insanı yapışkan bir hücreden yarattı. Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. Kalemle yazmayı öğretendir. İnsana bilmediklerini öğretendir.”  Hakkında kendi ismiyle müstakil sureindirilen tek gece, Kur’an’da açıkça ismi konularak zikredilen yeğane gece, Kadir gecesidir. Bu istisna, bu ayrıcalık ve farklılık, onun fâikiyet ve faziletini ortaya koymaya yeter.

İlk vahyin, 610 yılı Ramazan ayının 17’si Pazartesi gecesi nâzil olduğu bilinmektedir, meşhur olan budur. Her yıl yer değiştirdiği için, Kadir gecesinin tam vakti ise kesin olarak bildirilmemiştir. Değişme periyodu da gizli bırakılmıştır. Fakat ekserî âlimler, hadis-i şeriflerin delâletinden Ramazan ayının 17, 19, 21, 23, 25, 27 ve 29. gecelerinden birisi, ekseriyetle de 27. gecesi olduğunu kabul etmiş olup hemen hemen bütün İslâm âlemi de bu geceyi benimsemiştir. Bununla beraber başka gecelerde olma ihtimali de vardır ki yeri geldiğikçe bahsedilecektir.

Kadir gecesinin mahiyeti ile alakalı temel altı hakikat: Kadir gecesini Kadir gecesi yapan hususiyet ve faziletlerin en önemlileri, Kadir suresinde zikredilmiştir, diğerleri de bazı hadisi-i şerif ve âsâr ile haber verilmiştir. Kadir gecesinin mahiyeti ile alakalı temel hakikatlerden bazıları şunlardır:

1. Kur’ân-ı Kerîm, Levh-i Mahfuz’dan dünya semasındaki Beytü’l-İzzet’e topyekün olarak Kadir gecesindeindirilmiştir. Kur’ân’dan ilk vahiy olarak Alak sûresinin ilk beş âyeti de yine Kadir gecesinde nâzil olmuştur. Bu gecede hidayet rehberi olan Kur'an, Resul-i Ekrem (sav) vasıtası ile en hayırlı ümmete gönderilmiştir. Bu kitabın indirilmesi, insanlık için kainatta cereyan eden en önemli hadisedir.

2. Bu gecedeki ibadet, içerisinde Kadir gecesi bulunmayan bin ayda yapılan ibadetten daha faziletlidir.

3. Gelecek bir seneye kadar cereyan edecek olan her türlü emirler ve hadiseler Allah Teâlâ'nın ezelî kaza ve takdiri ile ilgili meleklere bu gece bildirilir.  Abdullah İbn-i Abbas (ra) ve İmam-ı Ebu'l-Hattab el-Basri'ye göre; bu gecede, gelecek seneye kadar cereyan edecek her türlü önemli hadiseler hakkındaki Allahu Teala (cc)'nın ezeli kaza ve takdiri, ilgili meleklere tebliğ olunur.

4. İmam Sehl b. Abdullah, "Allahu Teala (cc), bu gece mü'min kullarına rahmet ve mağfiretini takdir eder." buyurmuştur.

5. Bu gecede yeryüzüne Ruh (Cebrail) ve çok sayıda melek iner. İmam Halil b. Ahmed, "Bu gecede yeryüzüne o kadar çok melek iner ki, adeta yeryüzü meleklere daralır."  diyerek, meleklerin bu faaliyetleri sebebiyle kadr-ü kıymetinin ortaya çıktığını belirtmiştir.

6. Bu gece tanyerinin ağarmasına (imsak vaktine) kadar selamdır, esenliktir; her türlü kötülükten uzaklaştırılmıştır. Yeryüzüne inen melekler uğradıkları her mü'mine selam verirler.

Kadir gecesinin kadrini bilmek için önce ne olduğunu bilmek gerektir. Kadir gecesi, mübarek gecelerin enüstünüdür ve “Gecelerin Sultanı” olarak namlanmıştır. Kadir gecesi Kur’an gecesidir, Bedir gecesidir, Mele-i A’lanın toplantı gecesidir, göklerötesinde Ruhaniyetin oluştuğu gecedir.

İbn-i Receb el-Hanbelî’in belirttiği gibi: Ramazan ayının, günahlara keffaret olmasının ve bağışlanmanın sebebleri temelde üç tanedir: 1. Ramazan orucu, gecelerini kıyamla geçirmek ve Kadir gecesini ihya etmek.  Bazı eserlerde Hz. Ali Kadir gecesi şehid edildi, diye geçmektedir. İslam’ın ruhî hayatı denilen tasavvufî ifadesiyle: Kadir gecesi, fenâ-yı Zat’a mazhariyetin zevkedildiği gecedir.  Kadir gecesi Hz. Muhammed ve ümmetine mahsus kılınmış, diğer peygamber ve ümmetlerine nasip edilmemiş özel bir gecedir. Kadir Gecesi, Müslümanların yıllık üçüncü bayramıdır denilmiştir.

Leyâl-i Mübâreke-i Hamse “Beş mübarek gece” (yani dinî kandiller) içerisinde doğrudan Kur’an-ı Kerim’de hâiz olduğu sûre ile haklı ve hakikatli bir mevkiye sahip olan Kadir gecesi, müslümanların gönüldünyalarında da, hatta en zayıf imanlı ve amelsizlerine kadar, derin bir etkiye sahiptir. Kadir gecesi, din ü diyaneti terketmiş talihsizlerin bile ruhlarının çok derinliklerinde hep varlığını içten içe devam ettirmiştir.  Kadir gecesi doğanlara Kadir, Kadriye, yahut Abdülkadir ismi konulması halk arasında meşhur olmuştur.

Kadir gecesinin fâikiyetini gösterir bir yaklaşım: Kadir gecesi olsun, sair mübarek vakitler olsun, farklılığınıve fâikiyetini şöyle bir yaklaşım ile anlamamız daha kolay olacaktır: “Birtakım zamanlarda mesai yapanlara, normal zamanların birkaç katı fazla ücret verilir. Bazı olayların yıldönümleri ikramiye günleridir. Bazı krallar tahta çıkışları ya da işbaşına gelince cülus bahşişi dağıtırlar. Bazan genel af ilân edilir ve çok büyük cezalar dahi bağışlanır. Bazı pazar, panayır ve yerlerde yüzdeyüzleri çok âşan kârlar sağlanır... Bütün bunlar bizim Kadir Gecesi gibi zamanları anlamamızda sadece bir fikir verebilirler. Çünkü o gecenin sahibi Sânî'dir, Cevvâd'dır, Kerim'dir, Gaffâr'dır... O'nun hazinesi, cömertligi, keremi, bağışlaması başkalarınınkine benzemez. O, insanlara göre ne kadar büyükse, O'nun bahşişi ve affı da onlanrinkine göre o kadar büyüktür. Hazineler O'nun olduğuna göre, kime ne kadar vereceğini de O bilir. İşte Kadir Gecesi, O'nun Muhammed Ümmetine bir bahşişi, bir genel af ilanı ve bir ikramiyesidir. Bu, ayrıca Allah (cc)'in kullarına ne kadar acıdığını ve kurtuluşlarını nasıl istediğini de gösterir.”

Eğer cennetten bir adam çıksa, ve bütün dünya ehli de ona misafir olmak isterse o hepsini yedirir içirir, giydirir. İşte Kadir Gecesi de Hakk’ın misafirlerinden biridir. Onun ziyafeti bütün dünya halkına yeter. Mahlukatın tümü Allah’ın misafiri ve kullarıdır. Onun keremi onlara yetmez mi, cömertliği onlara kafi gelmez mi?

Kadir Gecesi, nurlu, feyizli, ışıklı bir gecedir. Ondan gönüllerimize yayılan ışık, Kur’an’ın ışığıdır. “Bu ışık, yüce Allah'ın Kuran'ındaki ışığıdır. Bütün Kadir gecesi boyu yeryüzü ile yücelerin yücesi arasında mekik dokuyan meleklerin ve Cebrail'in ışıklarıdır. Varlık alemine ve varlık aleminde gezinen ruhlara yayılan esenlik merheminin ışıklarıdır, nurudur.”

İŞTE KADİR GECESİ DUASI
İşte bin aydan daha hayırlı mübarek Kadir Gecesi'nde edilecek duası. "Kadir Gecesi dua ve istiğfar etmek namazdan sevimlidir. Kur'ân okuyup sonra dua etmek daha güzeldir." (Tecrid-i Sarih Tercemesi, VI, 313)

EUZÜ BİLLAHİ MİNE’Ş-ŞEYTANİ’R-RACÎM
BİSMİLLAHİ’R-RAHMANİ’R-RAHîM


اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالمَِينَ. وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلىَ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلىَ آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ

Ey talihsizlerin sığınağı,
ey âcizlerin güç kaynağı,
ey dertlilerin tabibi
ey yolda kalmışların yol göstereni!
Ey çaresizler çaresi!
ve Ey her duada bulunana icabet eden ululuk tahtının Sultanı!
İçinde bulunduğumuzkadir gecesihürmetine
bizleri affeyle ya Rabbi

Allahım
Sen bizleri ufku, inancı ve davaranışlarıyla
tam bir ruh ve mana kahramanı eyle
Derinlik ve enginliğimizi
bilgi ve muktesebatımızla birlikte
gönül zenginliği, ruh saffeti
ve hakka kurbetimiz itibarıyla yap Ya rabbi

Allahım
Sen bizleri kalbi ve ruhi hayata programlı,
maddi manevi bütün kirlerden uzak durmaya kararlı,
cismani ve bedeni isteklere karşı her zaman teyakkuzdaKin, nefret hırs hased bencillik ve şehvet gibi hastalıklarla mücadele azmiyle gerilmiş tevazu ve mahviyet abideleri eyle. Ya rabbi

Allahım
Sen bizleri her zaman hakkı tutup kaldırma peşinde,
mülk ve melekut alemiyle alakalı duyup hissettiklerini başkalarına duyurma iştiyakiyla yanıp tutuşan
diğergamlardan eyle Ya rabbi

Allah'ım
Sen bizleri, olabildiğine sabırlı ve temkinli;
konuşup gürültü çıkarmadan daha çok,
inandıklarını yaşayan,
yaşadıklarıyla başkalarına da örnek olan
bir iman ve aksiyon insanı eyle Ya rabbi

Allah'ım
Sen bizleri dur-durak bilmeden sürekli koşan..
Hak'ka yürüyenlere yürümenin âdâbını öğreten
iç dünyası itibarıyla her zaman ocaklar gibi cayır cayır yanan
ve yanarken de asla gam izhar eylemeyen; eyleyip ağyârı âhına âgâh kılmayı düşünmeyen her zaman içten içe yanan
ve kendine sığınanların ruhlarına hararet üfleyen
kullarından eyle Ya rabbi

Allah'ım
hedefimizde hep öteler tüllenip dursun.
Bizler Hak rızasına bağlanmış,
sürekli ilerleyen
ve sürekli mesafelerle yaka paça olan
iman insanları olalım ya Rabbi!
matlûbumuza ulaşacağımız ana kadar
hep bir küheylan gibi koşalım;
koşarken de herhangi bir beklentiye girmeyelim
ya Rabbi!

Allah'ım
Sen bizleri öylesine içten bir hakikat eri eyle ki ,
oturup kalkıp sürekli yeryüzünde hakkı ikame etmeyi düşünelim ve senin hatırın söz konusu olduğunda da
rahatlıkla bütün arzularımızdan ve isteklerimizden vazgeçebilelim ya Rabbi!

Allah'ım
herkese sinemizi açalım,
herkesi şefkatle kucaklayalım ve toplum içinde hep bir siyanet meleği görüntüsü sergileyelim. Ne var ki,
senden başka kimseden de bir şey beklemeyelim ya Rabbi!

Allah'ım
Sen bizlere Tavırları, davranışları itibarıyla
herkesle uyum içinde olmayı lutfet
hiç kimseyle cedelleşmeyelim,
hiç kimseye karşı düşmanlık beslemeyelim.
kat'iyen başkalarıyla rekabete ve sürtüşmeye girmeyelim.
Dinimize, ülkemize ve ülkümüze hizmet eden
hemen herkesi sevelim..
Bütün olumlu faaliyetlerinden ötürü
Herkesi alkışlayalım
Başkalarının anlayışlarına
hem de konumlarına saygılı kalmaya
alabildiğine itina gösterelim ya Rabbi!

Allah'ım
kendi gayret ve aktivitelerimizin yanında,
senin tevfik ve inayetine de fevkalâde önem verelim..
her hareketimizde rızana mazhar olma yollarını araştıralım..
senin inayetine vesile sayılan
birliğe-beraberliğe olağanüstü ihtimam gösterelim ya Rabbi!

Allah'ım
Sen bizleri bir Hak âşığı ve Hak rızası sevdalısı eyle.
Nerede ve hangi şartlar altında olursa olsun
bütün hareketlerimizi senin hoşnutluğuna bağlayalım
Seni memnun etme yolunda ölesiye bir hırs gösterelim
ve böyle bir hedefe ulaşmak için de
bütün varımızı feda edebilelim,
dünyevî-uhrevî her şeyden vazgeçebilelim ya Rabbi!

Allah'ım
düşünce dünyamızda "benim yapmam", "benim başarmam", "benim sonuçlandırmam".. gibi merdud mülâhazalara asla yer verme ya rabbi yerine getirilmesi gerekli olan şeyleri kim yaparsa yapsın, kendimiz yapmış gibi memnun olalım, başkalarının başarılarını kendi başarılarımız sayalım öncülük yapma şeref ve payesini de onlara bırakalım ya Rabbi!

Allah'ım
her zaman kendimizle yaka-paça ve kendi ayıplarımızla meşgul olalım kimsenin eksiğiyle-gediğiyle uğraşmayalım.Her fırsatta iyi bir insan olma örneği sergileyelim,
başkalarını daha yüksek ufuklara yönlendirip
herkese bir hüsn-ü misal olalım
İnsanların ayıplarına ve kusurlarına göz yumalım..
Onların olumsuz tavırlarına tebessümle karşılık verelim, kötülüklerini iyilikle savalım
ve elli defa rencide edilsek de,
bir kerecik olsun kimseyi kırmayı düşünmeyelim ya Rabbi!

Alla'hım
hayatımızı iman-ı kâmil yörüngeli
ve ihlas donanımlı yaşamayı
en birinci mesele bilelim,
duyguları, düşünceleri ve davranışları itibarıyla
öylesine Hak rızasına kilitlenmiş bir hakikat eri olalım
beraber yürüdüğümüz,
aynı mefkûreyi paylaştığımız kimselerle
asla rekabete girmeyelim..
onlara karşı kat'iyen kıskançlık duymayalım..
aksine, onların noksanlarını giderip, eksiklerini tamamlayalım.. ve onlara karşı hareketlerimizde
hep bir vücudun uzuvlarından
herhangi bir organmış gibi davranalım ya Rabbi!

Allah'ım
Tam bir îsar rûhuyla,
Makam ve mansıp, Paye ve şöhret gibi
maddî-manevî hemen her konuda
yol arkadaşlarımızı öne çıkarıp
kendimiz gerilerden gerilere çekilerek
onların başarılarının dellalı gibi davranalım,
kardeşlerimizin mazhariyetlerini alkışlayıp
muvaffakiyetlerini de bir bayram sevinciyle karşılayalım ya Rabbi!

Allah'ım
başkalarının düşünce ve hareketlerine karşı
hep saygılı kalmaya çalışalım
paylaşmaya, beraber yaşamaya açık duralım..
oturur kalkıp aynı mefkûre insanlarıyla
müşterek hareket etme yollarını araştıralım..
müşterek projeler geliştirelim..
ve "ben" yerine "biz"i ikame etme gayreti gösterelim..
dahası, başkalarının mutluluğu yolunda
rahatlıkla kendi saadetimizi feda edebilelim..
ve bunları yaparken de
kimseden herhangi bir teveccüh beklemeyelim.
hattâ böyle bir beklentiye girmeyi
kendi hesabımıza bir düşüş sayalım;
yılandan-çıyandan kaçtığımız gibi önde görünmekten,
namdan-şandan kaçalım
ve unutulma murakabesine dalalım ya Rabbi!

Allah'ım
Kimsenin kılına dokunmayalım,
saldırıya saldırıyla mukabelede bulunmayalım.
En kritik durumlarda bile hep dengeli hareket edelim.
Her zaman fenalıklara karşı
iyilikle mukabelede bulunalım..
kötülükleri kötülerin işi sayıp,
bir iyilik âbidesi gibi davranalım ya Rabbi!

Allah'ım
hayatımızı Kur'ân ve Sünnet çizgisinde
Hak dostluğu, takva, azimet ve ihsan şuuru çerçevesinde yaşayalım..
benlik, gurur, şöhret gibi kalbi öldüren hislere karşı
sürekli tetikte bulunalım
kendimize nisbet edilen güzellikleri
"her şey senden" deyip sana verelim.
iradeye vâbeste işlerde de her zaman
"ben"den kaçıp, "biz"e sığınalım.
hiç kimseden korkmayalım.
Hiç bir hâdise karşısında telâşa kapılmayalım;
ve doğru bildiğimiz şeylerden asla geriye durmayalım ya Rabbi!

Allah'ım
kimseye gücenmeyelim;
hele Hak'ka dilbeste olanlara kat'iyen kırılmayalım.
Yol arkadaşlarımızı herhangi bir fenalık içinde gördüğümüzde onlardan uzaklaşmayalım..
Perdeyi yırtıp onları utandırmayalım;
utandırmak bir yana,
böyle bir fenalığı gördüğümüzde
büyük bir hata işlemiş gibi kendimizi kınayalım.
mü'minlerin farklı yorumlara açık tavırlarından dolayı
onlar hakkında sû-i zanda bulunmaktan kaçınalım;
görüp duyduğumuz şeylere iyi yorumlar getirip
ve kat'iyen olumsuz mülâhazalara girmeyelim ya Rabbi!

Allah'ım
hareket ve faaliyetlerimizi,
bu dünyanın bir ücret yeri değil de,
bir hizmet mahalli olduğu mülâhazasına bağlayalım..
her zamanmemurbulunduğumuz sorumlulukları
fevkalâde bir disiplin içinde yerine getirelim..
netice ve sonuçla meşgul olmayı da
sana karşı bir saygısızlık sayalım ya Rabbi!

Allah'ım
dine, imana ve insanlığa hizmeti,
Hak rızası yolunda en büyük bir vazife bilelim
ne kadar büyük işler başarsak da,
bundan nefsimiz adına
maddî-manevî herhangi bir pâye çıkarmayı
hiç mi hiç düşünmeyelim ya Rabbi!

Allah'ım
Düzenimizin bozulmasından dolayı ümitsizliğe düşmeyelim
Bütün insanların bize karşı olmasından dolayı
sarsıntı yaşamayalım.
"bu dünya, darılma dünyası değil, bir dayanma âlemidir" deyip dişimizi sıkıp sabredelim,
maruz kaldığımız durumlardan kurtulmak için de
alternatif çıkış yolları arayalım
en kritik anlarda dahi değişik stratejiler üretip
hep azm u ikdamda bulunalım ya Rabbi!

Allah'ım
İnsanî değerlerin hor görüldüğü,
dînî düşüncede kırılmaların yaşandığı,
her taraf, başı boşların gürültüleriyle inlediği günümüzde,
başka bir şey değil, Sen bizleri gönül insanları eyle ya Rabbi!
Kadir gecesi hürmetine gönül insanları eyle ya Rabbi!
Mübarekramazanhürmetine gönül insanları eyle ya rabbi!

Efendimiz Hazreti Muhammed’e, aile efradına ve O’nun bütün arkadaşlarına salât u selam ederek bunları Senden dileniyoruz; dualarımızı kabul buyur ya Rabbi!

Amin..ve’l-hamdü lillahi rabbi’l-alemin

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Kabir Azabı, Münker ve Nekir



Kabir Azabı Nedir ?




Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir:

Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sizden biriniz veya ölü kabre konulunca simsiyah mavi gözlü iki melek ona gelir onlardan birine münker diğerine nekîr denilir. O iki melek şöyle derler: Bu Muhammed denilen adam hakkında ne dersin ?

O kimse ise ölmeden önce söylediğini aynen tekrar ederek: O Allah’ın kulu ve Rasûlüdür. Ben şehâdet ederim ki Allah’tan başka gerçek ilah yoktur. Muhammed’de onun kulu ve elçisidir.

O iki melek derler ki: Senin böyle söyleyeceğini biliyorduk. Sonra o kabir yetmiş arşın kadar genişletilir ve aydınlık hale getirilir ve rahatça yat uyu burada denilir. O kimse bu durumu benim aileme dönüp haber verebilir miyim? Deyince o iki melek; gelin güvey gibi rahatça uyu gelin güveyi olan kimseyi ailesinden en çok sevdiği kimse uyandırır derler. O kişi o kabirde mahşer için diriltilinceye kadar rahat rahat uyur.

O kabre konulan kimse münafık ise Muhammed (s.a.v.) hakkında sorulan soruya; İnsanların peygamber dediklerini duydum bende aynen öyle söyledim, gerçek midir? değil midir? bilemiyorum diyecek. Bunun üzerine o iki melek; senin böyle söyleyeceğini biliyorduk derler. O kabre, sıkıştır onu denilir, kabirde onu sıkıştırır da kaburga kemikleri yerlerinden oynar. Allah onu böylece mahşer günü uyandırıncaya kadar azab etmeye devam eder.” (Nesâî, Cenaiz:114; Buhârî,Cenaiz:86)

İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir:

Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bir kimse öldüğü zaman ahiretteki kalacağı yer sabah akşam kendisine gösterilir o kimse Cennetliklerden ise Cennet’ten, Cehennemliklerden ise Cehennem’den olan yeri gösterilir ve ona işte senin oturacağın yer burasıdır, kıyamet günü Allah seni buraya gönderecek denilir.” (Buhârî, Cenaiz: 89)

(Tirmizi)

"Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçedir veya Cehennem çukurlarından bir çukurdur."(Tirmizî, kıyamet, 26).

Kur'an'da şehitlerin kabir hayatıyla ilgili olarak şöyle buyurulur:

"Allah yolunda öldürülenleri, sakın ölüler sanmayın. Bilâkis onlar diridirler. Rableri katından rızıklandırılmaktadırlar." (Âli İmrân, 3/169),

"Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Bilâkis onlar dirildirler. Fakat siz farkında değilsiniz." (Bakara, 2/154).

Kabir azabının yalnız ruha mı, yoksa bedene mi olacağı konusuna gelince:

Ölüm yokluk değildir. Daha güzel bir alemin kapısıdır.
 Nasıl ki, toprak altına giren bir çekirdek, görünüşte ölüyor, çürüyor ve yok oluyor. Fakat gerçekte daha güzel bir hayata geçiş yapıyor. Çekirdek hayatından ağaçlık hayatına geçiyor.
Aynen bunun gibi, ölen bir insan da görünüşte toprağa giriyor, çürüyor ama geçekte berzah ve kabir aleminde daha mükemmel bir hayata kavuşuyor.
Beden ile ruh, ampul ile elektrik gibidir. Ampul kırılınca elektrik yok olmuyor ve var olmaya devam ediyor. Biz onu görmesek de inanıyoruz ki, elektrik hala mevcuttur. Aynen bunun gibi, insan ölmekle ruh vücuttan çıkıyor. Fakat var olmaya devam ediyor. Cenab-ı Allah ruh’a münasip daha güzel bir elbise giydirerek, kabir aleminde yaşamını devam ettiriyor. Ruh, mükafatı veya cezayı bu yeni giydiği elbise ile görecektir.Bu sebeple Peygamberimiz (asv);


“Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçe, yada Cehennem çukurlarından bir çukurdur.” buyuruyor.

23 Ağustos 2011 Salı

Hz.Muhammed (s.a.v)'in Ramazan Hutbeleri - 2

Sahabeden Selman el-Farisî (ra) anlatıyor: Allah'ın elçisi Şaban ayının son günü bize bir konuşma yaptı ve şöyle buyurdu:

"Ey insanlar! 

Bereketli ve büyük bir ayın gölgesi üzerinize düşmüştür. Bu öyle bir ay ki, onda bin aydan daha hayırlı olan bir gece vardır.

O öyle bir ay ki, Allah o ayda oruç tutmayı farz kılmış, gecelerini nafile ibadetle (teravih namazı) geçirmeyi teşvik etmiştir. Kim Ramazan ayında hayır işlerse, Ramazan ayı dışında farz bir ibadeti yapan kimse gibi sevap kazanır. Kim Ramazan ayında bir farzı eda ederse, Ramazan ayı dışında yetmiş farzı eda eden kimse gibi sevap kazanır.

Ramazan ayı sabır ayıdır. Sabrın sevabı ise cennettir.

Ramazan, yardım etme ve ihsanda bulunma ayıdır.

Bu ayda müminin rızkı artar. 

Kim bu ayda oruç tutan bir mümini iftar ettirirse bu, günahlarının bağışlanması ve cehennem ateşinden azat olmasına vesile olur, iftar verdiği kimsenin oruç ile kazandığı kadar sevap kazanır, oruç tutanın sevabında da eksilme olmaz."

Sahabiler: 'Ey Allah'ın elçisi! Hepimiz iftar verecek güce sahip değiliz ki' dediler.

Bunun üzerine Hz. Peygamber: "Allah, bu sevabı bir tek hurma veya bir bardak su veya bir içimlik süt ikramı ile de verir" buyurdu.

(Konuşmasına şöyle devam etti): 

"Ramazan, evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennem ateşinden kurtulma ayıdır.Kim bu ayda işçisinin / hizmetçisinin işini hafifletirse, Allah onu bağışlar ve cehennem ateşinden azat eder.

(Ey insanlar!) Ramazan ayında dört şeyi çok yapın. Bunlardan ikisi ile Rabbinizi razı edersiniz. Diğer ikisine ise sizin ihtiyacınız var. Rabbinizi razı edeceğiniz şeyler; kelime-i şahadet ve tevbe-i istiğfardır. Sizin muhtaç olduğunuz iki şey ise, Allah'tan cenneti ister, cehennemden O'na sığınırsınız.

Kim oruç tutan bir mümine su ikram ederse, Allah da onu benim (Kevser) havuzumdan içirir. Bu havuzdan içen cennete girinceye kadar bir daha susamaz."

(İbn Huzeyme, Sahih, III, 191-192,) (Thk. M. M. A’zamî)

19 Ağustos 2011 Cuma

Hz.Muhammed'in (s.a.v) Ramazan Hutbeleri

HZ. PEYGAMBER (SAV)'İN RAMAZAN HUTBELERİ

Bismillahirrahmanirrahim

EY NAS (Ey İnsanlar)

İlahi rahmet, mağfiret ve bereket ayı size gelip çattı. O öyle bir aydır ki, Allah cc nezdinde ayların en faziletlisi; geceleri,gecelerin en faziletlisi ve saatleri, saatlerin en faziletlisidir. O, bir ay ki; siz onda Allah (cc)'ın keramet ehlinden oldunuz. Nefesleriniz o ayda tesbih, uyumanız ibadet mertebesindedir. O ayda amelleriniz makbul ve dualarınız müstecab olmaktadır. 

Öyle ise kendi Rabbinizden dürüst niyetler ile ve günahlardan, beğenilmez sifatlardan arınmış kalblerle dileyin ki, o ayı oruç tutmaya ve onda Kur’an okumaya sizleri muvaffak kılsın. Zira şaki ve bedbaht kişi bu büyük ayda Allah (cc) bağışlamasından mahrum kalandır.

Bu ayda açlıkla, susuzlukla kıyamet günün açlığını, susuzluğunu hatırlayın. Fakirlerinize ve düşkünlerinize sadaka verin. Büyüklerinize saygı, küçüklerinize sevgi gösteriniz. Yakınlarınızı şefkatle okşayın. Söylenmemesi gereken şeylerden dilinizi sakındırın. Size helal olmayan şeylere bakmakdan gözlerinizi yumun. Duymanız helal olmayan şeyler kulaklarınızı tıkayın. Halkın yetimlerine şefkat gösterin ki, sizden sonra sizin de yetimlerinize şefkat göstersinler. Günahlarınızdan tevbe edip Allah (cc)'a dönün. Ellerinizi namaz vakitlerinde dua için kaldırın; zira namaz vakitleri saatlerin en hayırlısıdır. Bu vakitlerde hak teala kendi kullarına rahmet nazarıyla bakar. O’na münacaat edenlere cevab verir. O’nu çağıranalara (lebbeyk)der. Dua edenlerin duasını kabul eder.

EY NAS

Sizin canlarınız, yaptığınız amellerin rehinidir. O halde Allah (cc)'den bağışlanma dileyerek canınızı rehinden kurtarın. Omuzlarınız, günahlarınızın ağır yükü altındadır; secdelerinizi uzatarak onları hafifletin. Bilin ki hak teala bu ayda namaz kılanlara, secde edenlere azap etmeyeceğine ve kıyamet günü onları cehennem ateşiyle korkutmayacağına izzet ve celaline yemin etmiştir.

EY NAS

İçinizden kim bu ayda oruçlu bir mü’mine iftar verirse, Allah cc katında köle azat etmiş kadar sevab alacak ve geçmiş günahları bağışlanmış olacaktır.

(O sırada ashabtan bazıları dediler ki; Ya Resulüllah, bizim hepimiz buna kadir değiliz.)

Peygamber sav buyurdularki; Bir hurmanın yarısıyla, yahut bir içim suyla da olsa,oruç tutanlara iftar vererek cehennem ateşinden sakının. Gerçekten bundan fazlasına kadir olmayıp böyle yapana Hak Teala bu sevabı verir.

EY NAS

Bu ayda kim, huyunu güzelleştirirse, ayaklarının titrediği o günde Sırat’tan kolay geçer. Kim; bu ayda şerrini insanlardan uzak tutarsa, Allah (cc) kıyamette azabını ondan uzak tutar. Kim, bu ayda babasız öksüzlere şefkat gösterirse, Allah (cc) kıyamette ona merhamet gösterir. Kim, bu ayda kendi yakınlarına olan bağı sağlamlaştırır, onlara iyilikte bulunursa, Allah (cc) kıyamette onu kendi rahmetine kavuştururur. Kim, bu ayda yakınlarına iyiliği keserse,Allah cc kıyamette ondan rahmetinikeser. Kim, bu ayda sünnet namazı kılarsa Allah (cc) ona diğer aylarda kılınan namazın sevabını verir. Kim, bu ayda bana çok selavat gönderirse, amel terazilerinin hafif geldiği günde Allah cc onun amel terazisini ağırlaştırır. Kim, bu ayda Kur'an'dan bir ayet okursa, diğer aylarda Kur'an'ı hadim edenlerin sevabına erişir.

EY NAS

Bu ayda cennet kapıları açıktır. Rabbinizden dileyin, dileyin yüzünüze kapanmasın. Ve cehennem kapıları bu ayda kapalıdır. Rabbimizden dileyin yüzünüze açmasın. Şeytanları bu ayda bağlamıştır; Allah (cc)'dan isteyin sizlere musallat etmesin.

AMİN