19 Haziran 2012 Salı

İslamiyet'e Göre Vücuda Yapılan Dövmenin Hükmü

İslamiyet'e Göre Vücuda Yapılan Dövmenin Hükmü

 Dövme, insan cildinde boya maddesiyle yapılan kalıcı şekil demektir.
 
İnsanlar, çok eski zamanlardan beri vücutlarının çeşitli yerlerine dövme yaptırmışlardır. Bugün bu adet, yer yer sürdürülüyor. Avrupa ve Amerika'da bazı gençler bunu bir "süs" şeklinde yaparken, yurdumuzda da birtakım havai gençler onları taklit ediyorlar. Cahiliye Arapları dövmeyi süslenmek için yaparlarken; dövme ile bedenlerine çeşitli şekil ve suretler yaparak bununla mafsallarının güç kazandığına inanırlardı. Bugün ise bu tamamen bir özentiden öteye geçmemektedir.
 
İlkel dövme ana hatlarıyla, deriye yan yana küçük delikler açmak ve bu deliklere is, sürme, mürekkep, kına, çivit gibi boyalı maddeler doldurmak suretiyle yapılır. Bunun yanında bıçakla veya tırnakla derin yarıklar meydana getirerek, yahut süslenecek kısımlara barut gibi yanıcı maddeler sürüp yakarak yapılanları da vardır.
 
Modern dövmeciler ise özel olarak imal edilmiş elektrikli dövme kalemleri kullanmakta ve dövme yaptıran şahsın acı duymaması için de cildine lokal anestezi uygulamaktadır.
 
İlkel dövmelerin genellikle mavi renkte olmasına karşılık modern dövmeler çeşitli sentetik boyalar kullanıldığı için bir tablo gibi renkli olabilmektedir.
 
İlâhî dinler dövmeyi yasaklamıştır. Tevrat vücuda dövme yaptırmayı, ölü arkasından düzenlenen ağıt sırasında ağlayanın tırnaklarıyla yüzünü yırtması olayı ile birlikte ele almış ve, "Ölüler için bedeninizde yara açmayacaksınız, kendinize dövme işaret koymayacaksınız" (Levililer, 19/28) cümlesiyle her ikisini de yasaklamıştır.
 
Arapça'da veşm kelimesiyle ifade edilen dövme, Hz. Peygamber devrinde Câhiliye çağının bir uzantısı olarak özellikle kadınlar arasında yaygın bulunuyordu.
 
En güzel şekilde yaratılan insanın tabii görüntüsünde değişiklikler yapılmasını hoş karşılamayan Hz. Peygamber, bu türden çeşitli uygulamalar yanında dövmeyi de yasakladı; dövme yapan ve yaptıran kadınlara Allah'ın lanet ettiğini bildirdi. Bir fiili işleyenin Allah ta­rafından lanetlenmesi onun haram ol­duğunu gösterir. (bk. Buhârî, Libâs, 87; Müslim, Li­bas, 119-120)
 
Konu ile ilgili hadis metinlerinde sadece kadınların zikredilmesinin sebebi, Arap toplumunda bugün olduğu gibi daha çok kadınların dövme yaptırmasıdır. Dövme yaptırmanın dinî hükmü açısından kadınla erkek arasında fark yoktur.
 
Dövmeyi yaptıran insan nasıl hareket edecektir?
 
İmam Nevevî, sağlık bakımından zarar vermediği takdirde dövmenin vücuttan giderilmesi gerektiğini söyler. Yapılacak operasyonun vücuda zarar vermesi veya geride çirkin bir manzara bırakması sebebiyle dövme giderilemezse kişi tövbe etmekle günahından kurtulur. (Şerhu Müslim, XIV, 106)
 
Bundaki hüküm, dövmeyi yaparken kullanılan maddeye göre değişir. Şayet bu maddeler dinen necis sayılanların arasında bulunuyorsa, dövme de o hükme girer. Şayet temizse, o da temizdir. Bunda yapılacak şey, şayet ufak bir müdahale veya ameliyatla hallediliyorsa gidermeye çalışmaktır. Şayet giderilemiyor, buna da imkan bulunamıyorsa, o şekilde bırakılır. Çünkü Cenab-ı Hak kuluna kaldıramayacağı yükü yüklemez, onun üstesinden gelemeyeceği, yapamayacağı şeyleri istemez.
 
Dövme abdeste ve gusle engel olur mu?
 
Dövme derinin altındadır. Yani dış derinin altında yer alıyor. Abdest ve gusulde ise derinin altını değil, üstünü yıkamak farzdır. Dövme de derinin altında kaldığına göre, onun bedenin herhangi bir yerinde bulunması abdeste ve gusle mani olmaz. Üzerinin yıkanmasıyla abdest ve gusül sahih olur.
 
Ayrıca dövme, namaz kılmaya, ibadetlerin yerine gitirmeye, camiye ve cemaate gitmeye, Kuran okumaya da asla engel değildir.
 
Böyle bir günahı işlemiş olan kimse de Allah'tan mağfiret diler, tövbe istiğfar eder. Ve inşallah da kabul edilir.

Kaynak :
 Sorularla İslamiye
t

28 Mayıs 2012 Pazartesi

İstanbul'un Fethi İle İlgili Hadis-i Şerif

Konu ile ilgili bir Hadis-i Şerif bulunmaktadır.


"Kostantiniye muhakkak fethedilecektir. Onu fetheden emir ne güzel emir; onu fetheden ordu ne güzel ordudur." [Müsned (v. 241/855)]





Fethin Manevi Ehemmiyeti

Kutlu fetih müjdesi, Gazi II. Murad Hân Hazretleri’nin yüreğini kor gibi yakıyordu. Bu aşka vâsıl olmak onun en büyük sevdasıydı. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed Mustafa’nın müjdesine kim nail olmak istemezdi ki? Büyük Hünkâr sabah namazını eda ettikten sonra fetih için Allah’a yalvarıyordu. Tam bu esnada hizmetkârlardan biri heyecanla içeri girdi: “Hünkârım! Gözünüz aydın olsun, bir oğlunuz oldu.” dedi. Bu habere ziyadesiyle memnun olan genç padişah, ellerini semaya kaldırarak “Elhamdulillah… Ravza-i Murad’da bir gül-i Muhammed açtı.” diyerek Allah’a şükretti, ismini Mehmed koydu.
Kostantiniyye’yi fethetme arzusu, yüreğini derin derin yakarken, bu durumu şeyhi Hacı Bayram-ı Veli’ye açan II. Murat Hân, şeyhinin cevabı ile ayrı bir heyecana kapıldı. Şeyh, kundakta uyuyan Mehmed’i (Sultan Fatih) gösterip;“Hünkârım, fetih size değil mahdûmunuz Mehmed’e nasib olacak.” dedi. Artık Murad Hân’ın arzusu oğlunu bir an önce tahta çıkarmak şeklinde tecelli ediyordu. Resûlullah’ın; “Kostantiniyye muhakkak fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned IV, 335) methine ve müjdesine Allah’ın izniyle oğlu vasıl olacaktı. Öyle de oldu. Genç Sultan, İstanbul’u fethettiğinde yirmi bir yaşında idi. Kendisine bu tarihten sonra “Fatih” ünvanı verildi.
Sebe sûresinin 15. ayet-i kerimesinde geçen: “Beldetun Tayyibetün” ifadesi, ebced hesabı ile İstanbul’un fetih tarihi olan Hicri 857 yılına denk düşmektedir.
Fatih Sultan Mehmed, fetihten sonra yerli halkı inançlarında serbest bıraktı. Sadece Ayasofya’yı cami haline getiren kudretli Padişah, diğer kiliselere dokunmadı.
Gerçek bir mürşid-i kâmil olan Akşemseddin Hazretleri’nin manevi gücü, müminlerin duası, fetih aşkı ile bu topraklara kadar gelip şehid düşen sahâbî Hz. Ebû Eyyub el-Ensârî ve diğer sahâbîlerin manevi varlıkları ile mübarek müjde gerçekleşip, fetih müyesser olmuştu. Akşemseddin Hazretleri’ne “İstanbul’un manevi Fatih’i” denilmesinin sebebi, fethin genç padişaha nasib olacağını söylemesi ve ona rehberlik etmesi yanında, büyük sahâbî Ebû Eyyub el-Ensârî’nin kabrini rüya yolu ile bulmasındandır.
Bir emanettir, bir güzelliktir Ebû Eyyub el-Ensârî. O, bu toprakların bir bereketidir. Resûlullah’ın müjdesine ermek için 80 küsur yaşında şehid düşmüş; adını verdiği beldede (Eyüp) bir gül gibi bağrımızda açmıştır. Yürekte iman varsa ve şehâdet bir aşk ise işte o zaman ölüm bir vuslattır, düğün gecesidir.
“Dua yürür arşı bulur, kabristanlar tarih olur,İstanbul efsunkâr şehir, güzelliğe mekân olur.”
Evet! İstanbul kadar, kabirlerle iç içe olan ve bu birlikteliği gönülleri meftun ederek sunan başka bir dünya şehri var mıdır acaba? Ülkemizin pek çok yerleşim bölgesinde eski mezar taşları olmasına rağmen, İstanbul’un camileri ve hazîrelerindeki mezar taşları sadece tarihi açıdan değil, sanat ve kültürel zenginliği bakımından da ayrı bir özelliğe ve güzelliğe sahiptir.
“…Milli kültürümüzün nesiller boyu devam edegelmiş belgeleri olan mezar taşları; bütün sanat dallarına nazaran örf ve adetleri daha fazla aksettirmesi yanında, tarihli olmaları ile de bütün Etnografik, Mimarlık ve Sanat Tarihi için öncesi ve sonrası belli olan belge hüviyeti taşırlar…” (1)
O kabirler ki ölümü yâd ettirmesi yanında, hayatı ve var oluş gayesini de hatırlatırlar. Mezar taşlarıyla işlenen kabristanlar çisil çisil yağan yağmur gibi, gürül gürül akan akarsu gibi ruhumuzu okşayarak derin manalarla bizi donatırlar… Kabirleri ziyaret, ölümü ve ahireti hatırlatması sebebiyle Peygamberimizin bir tavsiyesidir. Kabirleri ziyaret insana kendi özünü keşfettirir. Bu hâlet-i rûhiye içerisinde farkına varmadan Fatiha’yı okumuş oluruz. Kabristandaki ibretâmiz yazılar, dünya hayatının geçiciliğini anlattığı gibi, bizi kem düşüncelerden, bencillikten ve kibirden uzaklaştırır. İşte bu yazılardan bir örnek;
“Ziyaretten murad duadır,Bugün bana ise yarın sanadır.”( Hekimoğlu Ali Paşa Câmii hazîresindeki bir mezar taşındaki yazı, Hüseyin Kutlu-Kaybolan Medeniyetimiz.)

23 Mayıs 2012 Çarşamba

REGAİP KANDİLİ (7 NİSAN 2016) (Yapılabilecek ibadet ve Hayırlı İşler)


Kelime olarak "Regaib“ çokça rağbet edilen, nefis, kıymetli, değerli, ihsan” manalarına gelen Ragibe kelimesinin çoğuludur. Buna göre Regaip Gecesi denilince: “Çok lütuf ve ihsanla dolu, kıymeti ve değeri büyük, çok iyi değerlendirilmesi gereken gece” manası anlaşılır. Bu gece Allah lütuflarını sağanak sağanak yağdırır.

Bu geceyi ibadetle ihya etmenin sevabı pek çoktur. Diğer zamanlarda okunan her Kur’an harfi için on sevap verilirse, Recep ayında yüzleri geçmekte, Regaib kandilinde ise daha da artmaktadır. Kaza ve nafile namazların sevabı ise diğer gecelere oranla kat kat fazladır. Regaib kandilinde yapılacak ibadetlerden birisi de duadır. Peygamberimiz (sas), bir hadislerinde bu gecede yapılacak duaların Allah katından geri çevrilmeyeceğini bildirmişlerdir.


Bütün kandil gecelerinde yapılabilecek ve yapılması gereken önemli bir takım afv ü mağfirete nail olma, ecir ve sevap kazanma, manevi terakki kaydetme, bela ve musibetlerden kurtulma ve rıza–i İlahiye ulaşma vesileleri vardır ki, bunlardan bazılarını maddeler halinde kısaca ve toplu olarak yeniden hatırlamakta yarar var:

1. Kur’an–ı Kerim okunmalı; okuyanlar dinlenmeli; uygun mekanlarda Kur’an ziyafetleri verilmeli; Kelamullah’a olan sevgi, saygı ve bağlılık duyguları yenilenmeli, kuvvetlendirilmeli.

2. Peygamber Efendimiz (sas)’e salat ü selamlar getirilmeli; O’nun şefaatini ümit edip, ümmetinden olma şuuru tazelenmeli.

3. Kaza, nafile namazlar kılınmalı; varsa o geceye ait nakledilen namazlar, onlar da ayrıca kılınabilir; kandil gecesi, özü itibariyle ibadet ve ibadette ihsan şuuruyla ihya edilmeli.

4. Tefekkürde bulunulmalı; “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, Allah’ın benden istekleri nelerdir” gibi konular başta olmak üzere hayati meselelerde derin düşüncelere girmeli.

5. Geçmişin muhasebe ve murakabesi yapılmalı; ve şimdinin ve geleceğin plan ve programı çizilmeli.

6. Günahlara samimi olarak tevbe ve istiğfar edilmeli; idrak edilen geceyi son fırsat bilerek nedamet ve inabede bulunulmalı.

7. Bol bol zikir, evrad ü ezkarda bulunulmalı.

8. Mü’minlerle helalleşilmeli; onlarla irtibatımız cihetinden rızaları alınmalı.

9. Küs ve dargın olanlar barıştırılmalı; gönüller alınmalı; kederli yüzler güldürülmeli.

10. Kişi kendine ve diğer Mü’min kardeşlerine hatta isim zikrederek dualar etmeli.

11. Üzerimizde hakları olanlar aranıp sorulmalı; vefa ve kadirşinaslık ahlakı yerine getirilmeli.

12. Yoksul, kimsesiz, öksüz, yetim, hasta, sakat, yaşlı olanlar ziyaret edilip, sevgi, şefkat, hürmet, hediye ve sadakalarla mutlu edilmeli.

13. O gece ile ilgili ayetler, hadisler ve bunların yorumları ilgili kitaplardan ferden veya cemaaten okunmalı.

14. Dini toplantılar, paneller ve sohbetler düzenlenmeli; vaaz ve nasihat dinlenmeli;

15. Kandil gecesinin akşam, yatsı ve sabah namazları cemaatle ve camilerde kılınmalı.

16. Sahabe, ulema ve evliya türbeleri ziyaret edilmeli; hoşnutlukları alınmalı; ve manevi iklimlerinde vesilelikleriyle Hakk’a niyazda bulunulmalı.

17. Vefat etmiş yakınlarımızın, dostlarımızın ve büyüklerimizin kabirleri ziyaret edilmeli; iman kardeşliğine ait sadakati yerine getirilmeli.

18. Hayattaki manevi büyüklerimizin, anne ve babamızın, dostlarımızın ve diğer yakınlarımızın kandilleri bizzat giderek veya telefon, faks yahut e–mail çekerek tebrik edilmeli; duaları istenmeli.

19. Bu kandil gecelerinin gündüzlerinde mümkün olduğunca oruç tutulmalı.

22 Mayıs 2012 Salı

MİRAÇ GECESİ

Recep ayının 27. gecesi  mübarek Mirac Gecesidir.. Sevgili Peygamberimizin İsra ve Mirac mûcizesinin olduğu gecenin yıldönümüdür. O gece dinimizin temel esasları bize bildirilmiştir. Böyle bir gecede Allah’ın elçisi Cebrail tarafından Mekke’den alınıp Kudüs şehrindeki Mescid-i Aksa’ya götürülmüştür. 

Bu îlâhî yolculuğun ilk merhalesi olan Mescid-i Aksâya kadarki safha Kur'ân'da şöyle anlatılır:

“Âyetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan alıp çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O her şeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla görendir.” (İsra Suresi, 1)


Hadis-i Şerif'te Resulullah(a.s.m) o geceyi şöyle tarif eder;

Verilen Burak’a binip Beyt-ül-Makdis’e geldim. Onu, önceki Peygamberlerin bağladığı halkaya bağladım, sonra Mescide girip orada iki rekât namaz kılıp çıktım. Cebrail bir kap şarap, bir kap da süt getirdi. Ben sütü seçtim. Cebrail, yaratılışa uygun olanı seçtin, dedi. Sonra bizi birinci semaya çıkardı. Gök kapısında, sen kimsin diye bir ses geldi. Ben Cebrail’im dedi. Yanındaki kim dendi. Muhammed aleyhisselam dedi. O, Peygamber olarak gönderildi mi dendi. Cebrail, evet dedi. Gök kapısı açıldı. Hazret-i Âdem ile karşılaştım. Bana merhaba diyerek hayır dua etti. 2. semaya çıktık. Yine orada da aynı konuşmalar geçti. Göğün kapısı açıldı. Burada iki teyze oğlu İsa veYahya ile karşılaştım. Onlar da bana, merhaba diyerek dua ettiler. 3. semaya çıktık. Bu kapıda da aynı konuşmalar geçti. Göğün kapısı açıldı. Orada Hazret-i Yusuf’u gördüm. O da dua etti. 4. semayaçıktık. Aynı konuşmalar oldu. Kapı açıldı. Hazret-i İdris’i gördüm. O da dua etti. 5. semaya çıktık. Yine aynı konuşmalar geçti. Kapı açıldı. Hazret-i Harun’u gördüm. O da dua etti. 6. semaya çıktık. Yine aynı konuşmalar oldu ve kapı açıldı. Hazret-i Musa’yı gördüm. Merhaba diyerek dua etti. 7. semaya çıktık. Yine aynı konuşmalar geçti ve kapı açıldı. Arkasını Beyt-ül-mamura dayamış Hazret-i İbrahim’i gördüm. O da dua etti. Beyt-ül-Mamur’u gördüm. Sonra Cebrail beni Sidret-ül-Münteha’ya götürdü. Allah, günde elli vakit namaz farz kıldı. Hazret-i Musa’nın yanına gelip anlattım. (Rabbinden azaltmasını iste! Ümmetin buna güç yetiremez. Tecrübem var) dedi. Birkaç defa Rabbimle görüşmeye devam ettim. Nihayet Rabbim buyurdu ki: "Beş vakit namazı farz kıldım. Her vakit için on sevab vardır. Böylece elli vakit namaz olur." [Müslim]

Peygamber Efendimizin en büyük mucizelerinden birisi de yukarı'da geçen “Miraç" olayının yaşamasıdır.

Bütün âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz.Muhammed, göklerden yeryüzüne dönerken Müslümanlara üç büyük hediye getirmiştir. Bunlar:

1- Beş vakit namazın o gece farz kılınması.

2- Bakara Sûresi’nin sonunda bulunan - ÂMEN- ERRASÛLÜ - ayetlerinin verilmesi.

3- İman ettikten sonra şirke düşmeden mü’min olarak ölenlerin Cennete gireceklerinin bildirilmesidir.



Bu Gece Oruç tutmalı, kaza namazları, kaza namazı borcu yoksa nafile namazlar kılmalı, Kur’an-ı kerim okumalı, bol bol dua, tevbe etmeli, sadaka vermeli, müslümanları sevindirmeli, ilim ile meşgul olunmalıdır.




MİRAÇ İLE GELEN HEDİYELER



Birincisi: Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bütün iman hakikatlerini gözleriyle gördü. Melekleri, Cenneti, âhireti, hattâ Cenab-ı Hakkın cemâlini gözleriyle müşahede etti. Sözlerinde ve vaadinde en küçük bir hilafı, aksi beyanı olmayan o yüce insan mü'min ruhlara manen şöyle diyordu: “Sizin inandığınız, melekleri, âhireti, Rabbinizin Nur cemâlini bizzat gördüm; bu iman esasları vardır, mevcuttur; tereddüt ve şüphe etmeyiniz.” Böylece mü'minler sonsuz bir imana ermenin saadetine kavuştular.

İkincisi: İnsan herşeyi merak ediyor. Ayda hayat var mı, yok mu diye araştırıyor. Halbuki Ay O Ezelî Sultanın memleketinde ancak bir sinek kadar yer kaplıyor.

Mü'minler merak ediyorlar. “Rabbimiz bizden ne istiyor? Acaba ne yaparsak Rabbimiz bizden razı olur? Bir yolunu bulsak da doğrudan doğruya Rabbimizle muhatap olsak, bizden ne istiyor, anlasaydık” derken, İki Cihan Serveri yetmiş bin perde arkasından ezel ve ebed Sultanının razı olacağı amelleri Miraç meyvesi olarak getirdi beşere hediye etti. Bu hediye başta namaz olmak üzere İslâmın diğer esasları ve ibadetleridir.

Üçüncüsü: Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam ebedî saadet definesinin anahtarını alıp getirmiş, cinlere ve insanlara hediye etmiştir. Peygamber Efendimiz kendi gözüyle Cenneti görmüş, sonsuz saadetin varlığını müşahede etmiş ve bu büyük müjdeyi haber vermiştir. Öyle ki, bir adama idam edileceği anda affedilerek padişahın yakınında bir saray verilse ne kadar sevinir.

Öyle de bütün cinler ve insanlar sayısınca toplu bir müjde olan bu sevinç ne kadar önemli ve değerlidir.

Dördüncüsü: Peygamber Efendimiz Miraçta Cenab-ı Hakkın cemalini görme nimetini tattı. Bu manevi nimetin Cennette mü'minlere de nasip olacağı müjdesini verdi. “Ayın on dördünü nasıl açıkça gözünüzle görüyorsanız, Rabbinizi de öyle Cennette apaçık göreceksiniz” buyurarak bu ezelî müjdeyi bizlere hediye olarak getirdi.

Beşincisi: İnsan kâinatın en kıymetli bir meyvesi ve Kâinat Sahibinin en nazlı bir sevgilisi olduğu Miraçla anlaşıldı. Kâinata nisbetle küçük bir varlık, zayıf bir canlı olan insan bu meyve ile öyle bir dereceye çıktı ki, bütün varlıklar üzerinde bir makam ve mevki kazandı. Çünkü rütbesiz bir askere, “Sen paşa oldun” dense ne kadar sevinir.


İSRA SÛRESİNDE BİLDİRİLEN İSLÂM DİNİNİN TEMEL ESASLARI

1- Hiç bir şeyi Allah’a ortak tanımayın.

2- Ana-babaya itaat ve hürmet edin.

3- Akrabaya, fakirlere ve yolculara yardım edin.

4- İsraftan ve cimrilikten sakının.

5- Çocuklarınızı öldürmeyin.

6- Zinaya yaklaşmayın.

7- Suçsuz ve haksız yere insan öldürmeyin.

8- Yetimlerin hakkını yemeyin ve onlara iyi muamele edin.

9- Verdiğiniz sözleri yerine getirin.

10- Ölçü ve tartıları doğru ve dürüst yapın.

11- Bilmediğiniz bir şeyin arkasına düşmeyin.

12- Yeryüzünde kibir ve gururlu olarak yürümeyin.

Peygamber efendimiz, Ümmihani’ye Mirac’ı söyleyince, (Aman kimseye anlatma, kimse inanmaz ve inananlar da vazgeçer) dedi. Peygamber efendimiz de, "Anlatmam lazım, inanmayacak olan sonra da vazgeçer, çürük taşlar üzerine bina olmaz, ayrılacak olan şimdiden ayrılsın, sağlamları kalsın" buyurdu. Akıl durdu, zaman durdu, her şey durdu, iman başladı. Peygamber efendimizin hiç yalan söylemediğini müşrikler de biliyordu. (Cenneti, Cehennemi gidip gören mi var) diyenler oluyor. Evet, var. Kim var? Hayatında hiç yalan söylememiş olan Muhammed aleyhisselam, Muhammed-ül Emin var...

20 Mayıs 2012 Pazar

ÜÇ AYLARIN ÖNEMİ, ÜÇ AYLARDA YAPILACAK İBADET VE DUALAR

11 Mayıs 2013 Cumartesi günü mübarek  üç ayların başlangıcıdır.

Hicrî-kamerî aylardan olan ve dinî duyguların yoğunluk
kazandığı, merhamet, şefkat, yardımlaşma ve dayanışma hislerinin doruk noktaya ulaştığı, hayır ve iyiliklerin arttığı bir zaman dilimi olan; İslâm alemince de "üç aylar" diye isimlendirilen: "Receb, Şaban ve Ramazan" ayları hakkında, Enes b. Malik (R.A.) den rivayete göre 
Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz: 
"Receb ALLAH Teâlâ'nın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır,"buyurmuşlardır.

Recep ve Şaban ile başlayıp Ramazan ile sonlanan üç ayların önemini gerek Hadis-i şeriflerden gerekse Peygamber efendimiz (sav)’in bu aylarda yaptığı ibadet ve ettiği dualardan anlıyoruz.

Üç Aylara girince Resulullah(a.s.m) böyle dua ederdi:  “Ey Allah’ım! Recep ve Şabanı bize mübârek kıl, bizi Ramazana kavuştur.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/259.)


Allahumme bariklena fi recebe ve Şaban ve belliğlena Ramazan. Vahtimlena bil iman ve yessirlena bil Kur’an.

(Allah’ım bizlere Recep ve Şaban’ı mübarek kıl ve bizleri Ramazan’a ulaştır. Ömrümüzü imanla sonlandır. Bizlere Kur’anla kolaylık ver.)


Bu aylarda yapılan dualar:


Receb-i Şerif Duaları:

İlk on gün: Subhânallahil Hayyul Kayyûm. (Hay ve Kayyum olan Allah’ı tesbih ederim.)

İkinci on gün: Subhânallahil Ehadis-Samed.(Bir ve her şeyin ona muhtaç olduğu Allah’ı tesbih ederim)

Son on gün: Subhânallahil Gafûr’ur-Rahîm. (Mağfiret eden ve Rahim olan Allah’ı tesbih ederim.)

Şaban-ı Şerif Duaları

İlk on gün: Ya Latîf Celle Şânuhû. (Lütfeden şanı yüce olan)

İkinci on gün: Ya Rezzâk Celle Şânuhû. (Rızık veren ve şanı yüce olan)

Son on gün: Ya Azîz Celle Şânuhû. (Aziz olup şanı yüce olan)


Ramazan-ı Şerif Duaları

İlk on gün: Yâ Erhamerrâhimîn. (Ey merhametlilerin en merhametlisi)

İkinci on gün: Yâ Gaffârezzünûb. (Ey günahları affeden)

Son on gün: Yâ Atîkarrikâb. (Ey kullarını âzad eden.)

Kadir Gecesi Duası: Allahumme inneke afuvvun kerîmun, tuhibbul affe fa’fuannî. (Ey Allahım! Gerçekten sen affedicisin, kerimsin, affı seversin, beni de affeyle)

Allah Üç ayları gereğince ihyâ edebilmeyi nasib etsin.


Ramazandan sonra en faziletli oruç, Şaban ayında tutulan oruçtur. [Tirmizi] 
 Şabanın 15. gecesini ibadetle, gündüzünü de oruçla geçirin! O gece Allahü teâlâ buyurur ki: “Af isteyen yok mu, affedeyim. Rızk isteyen yok mu, rızk vereyim. Dertli yok mu, sıhhat, afiyet vereyim. Ne isteyen varsa, istesin vereyim” Bu hâl, sabaha kadar devam eder. [İbni Mace] 

Şaban ayının 15. Gecesi ‘Berat gecesi’dir. Bu gece ile ilgili:

(Apaçık olan Kitab’a andolsun ki, biz onu [Kur’anı] mübarek bir gecede indirdik. Elbette biz insanları uyarmaktayız.) [Duhan 2,3] 

5 Mayıs 2012 Cumartesi

Fanatizmin Zararları ve İslama Göre Ölçü

Aşırı giden helak olur (Müslim)


Her işte ifrat ve tefritten uzak dur, vasatını tercih et. Çünkü işlerin en hayırlısı orta olanıdır. (Beyhaki)


"İnsanlarla sürtüşmekten sakın! Çünkü bu iyi hasletleri örter, çirkinleri ise su yüzüne çıkarır." [Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir, 2/427] 


İfrat: bir şeyde aşırı girmek, haddi aşmaktır.
Tefrit: ifradın kaşıt noktasıdır. Mesela aşırı uyumak bir ifrattır, hiç uyumamak ise tefrittir. 



Hadis-i şeriflerde:
İfrat ve tefritten uzak durun (Buharî)


Bir kimseyi, bir ideolojiyi, bir takımı aşırı sevmek ifrattır. Aynı şekilde günümüz sorunlarından futbol fanatikliği ifrattır. Irkçılık ifrattır, çok yemek yemek ifrattır. Düşmanlıkta da, aşırı gitmek ifrattır. Günümüzde insanlar futbol takımları için birbirlerinin kalbini kırabiliyorlar. İnsanlar kendilerine bir faydası olmayan ve esasında seyir zevkinden ibaret olan futbol için düşmanlık edebiliyorlar. Futbolun bir spor olduğunu, tutulan takımların seyir zevkine hitap ettiğini düşünerek bir "orta yol ve denge" halini sağlamalıyız. 


"Mümin, ayıplamaz, lanet etmez, fahiş söz söylemez" [Hadis-i Şerif | Kaynak: Tirmizi]


Tembellik tefrittir, acele etmek ise ifrattır. Tembellik, şimdi yapılması gereken bir işi geciktirmek, daha sonraya bırakmak demektir.
İmam Gazzâli: “Yarın yaparım diyenler, helak oldu.” demiştir.

 İnsan bir şeye kızabilir. Bunun da, ifratı ve tefriti vardır. Öfkenin aşırı olması hâli saldırganlık getirir. Saldırgan kimse, hiddetli olur, kendine ve başkasına zarar verir, bu hâl, küfre götürebilir. Hadis-i şerifte,

Aşırı öfke, imanı bozar.(Beyhaki) buyrulmuştur.

Çok yemek ifrattır, gerekenden az yemek tefrittir. İhtiyaç kadar yemek vasattır yani orta hallidir. Hadis-i şerifte,

Çok yiyip içmek hastalıkların başıdır. (Dâre Kutni)

Havf, Allah’tan korkmak, recâ da Allah’ın rahmetini ümit etmek demektir. Allah’ın rahmetinden ümit kesmek veya Allah’tan korkmayıp, kendini garanti Cennetlik bilmek ifrattır. Ayet-i kerîme de,
“Rabbinin rahmetinden ancak sapıklar ümit keser.” [Hicr, 56]


Hadis-i şerifte,

 Her istediğini yapıp, rahmete kavuşacağını ümit eden ahmaktır.(Tirmizi)
Vasat yol ise(itidal yolu, dosdoğru yol), ikisi arasında olmaktır! Hadis-i şerifte: “Havf ve reca [korku ile ümit] arasında bulunan mümin, umduğuna kavuşur, korktuğundan emin olur.” (Tirmizi)


Peygamber efendimiz (sav) buyurdu ki:
“Bir kimseyi günün birinde, aranızın açılabileceğini hesaba katarak sev. Buğzettiğine de günün birinde dost olabileceğini düşünerek buğzet.” (Tirmizi)
Dostlukta da ve düşmanlıkta da, aşırı gitmemelidir.

Hayatımızın her alanında ifrat ve tefrit uçurumları vardır. Yapmamız gereken doğru yolu bilip öylece yürümektir. Son olarak başladığımız hadis ile bitiriyor ve hayatın her alanında ‘orta yol’ diliyoruz “
Aşırı giden helak olur.” (Müslim)


KONU İLE ALAKALI GÜZEL BİR BELGESEL



23 Nisan 2012 Pazartesi

"Ayasofya ibadete açılsın!"


Bediüzzaman Said Nursi, gerek Risale-i Nur adlı eserleriyle, gerekse de hususi sohbetlerinde Ayasofya Câmiinin ibadete açılacağı günleri muştulamıştır talebelerine.
Üstad pek çok eserinde Ayasofya’ya olan sevgisini medh-ü senalarla dile getirir. Aslında bu övgüler esassız bir abartı değildir. Ayasofya’nın gerçek değerini izhar etmekten ibarettir.

Mesela Bediüzzaman, bazı eserlerinde Ayasofya’nın gayet muazzam bir Câmi olduğunu belirtir:
“Sonra gider, Ayasofya gibi gayet muazzam bir câmie, Cuma gününde dahil olur.” (Tabiat Risalesi)
Bu muazzamlık muhtemelen ilgili câmiin ism-i âzam hakikatine istinad etmesinden kaynaklanır. Zira basit bir muazzamlık değildir burada bahsedilen, “gayet derecede bir muazzam olma” durumudur.

Yine Ayasofya, değersiz, anlamsız bir yapı değil, “milyarlara değer mukaddes bir bina”dır ona göre. Böyle mukaddes bir binanın basit sebepler için harap edilmesi ise en dehşetli bir vahşettir ona göre:
“İşte, bir köyde bir hain bulunsa, o köyü mâsumeleriyle imhâ etmek veya bir cemaatte bir âsi bulunsa, o cemaati çoluk çocuğuyla ifnâ etmek veya Ayasofya gibi milyarlara değer mukaddes bir binaya, kanun-u zâlimanesine serfurû etmeyen birisi tahassun etse, o binayı harap etmek gibi, en dehşetli vahşetlere şu medeniyet fetva veriyor.” (Sünuhat-İfade-i Meram)
Bu örnek başka bir hakikati ifham için verilmişse de, ilk anlamıyla da Ayasofya’nın önemini vurgular.

Bu arada Bediüzzaman’ın Kâbe ve Mescid-i Aksa’dan sonra Ayasofya’yı da “mukaddes bir bina” olarak tavsif etmesi dikkatlerden kaçmamaktadır.
Bu tavsif, Ayasofya hakkında, henüz bizce meçhul olan pek çok ulvi ve mânevi sırların varlığı hakikatiyle de yüzleştirir bizi.
Ayasofya Bediüzzaman’a göre, bu kahraman milletin ebedî bir şeref vesilesidir. Üstelik ona göre Ayasofya, Kur’an ve cihad hizmetinin Fâtih Sultan Mehmed Han’dan kalan pırlanta bir yâdigarıdır.

Bediüzzaman, Ayasofya Câmiinin müzeye çevrilmiş olduğu iddiasını da kabul etmez. Ona göre Ayasofya müzeye değil, açıkça bir puthaneye dönüştürülmüştür.
On Dördüncü Şua’da ve çeşitli mahkemelerde bu konudaki duygu ve düşüncelerini şöyle dile getirir:
“Hem bu kahraman milletin ebedî bir medar-ı şerefi ve Kur'ân ve cihad hizmetinde dünyada pırlanta gibi pek büyük bir nişanı ve kılıçlarının pek büyük ve antika bir yâdigârı olan Ayasofya Câmiini puthaneye ve Meşîhat Dairesini kızların lisesine çeviren… “

Bediüzzaman, eserlerinde Ayasofya Câmiine duyduğu sevgiyi yer yer dile getirir. Tabiat Risalesinde bile Allah’ın varlığını ispat ederken Ayasofya Câmiinden örnek verir mesela.
Bediüzzaman’a göre Ayasofya Câmii gerçek değerini Kur’an tilavetiyle, ibadetle, güzel ve hayırlı işlerle bulabilir. Bu mabed, yanlışların mekanı değil, Kur’an’ın, doğruluğun ve ahlakın sembolüdür ona göre.

Aşağıdaki örnekte Bediüzzaman, Ayasofya Câmiinin Kur’an’ın okunduğu ve yaşandığı bir ibadet mahalli olması halinde, tüm dünyadaki inananların bu gelişmeyi hayır duayla anacaklarını da ima eder:
Mesela; Ayasofya Câmii, ehl-i fazl ve kemalden mübarek ve muhterem zatlarla dolu olduğu bir zamanda, tek-tük sofada ve kapıda haylaz çocuklar ve serseri ahlaksızlar bulunup, câmiin pencerelerinin üstünde ve yakınında ecnebilerin eğlenceperest seyircileri bulunsa; bir adam o câmi içine girip ve o cemaat içine dahil olsa, eğer güzel bir sada ile şirin bir tarzda Kur'an'dan bir aşir okusa; o vakit binler ehl-i hakikatın nazarları ona döner. Hüsn-ü teveccühle, manevî bir dua ile o adama bir sevab kazandırırlar. Yalnız, haylaz çocukların ve serseri mülhidlerin ve tek-tük ecnebilerin hoşuna gitmeyecek. (Beyanat ve Tenvirler)
O halde bu câmiyi yeniden ibadete açacak hükümet yetkilisi zat da, ehl-i hakikatin edeceği mânevi dualardan ebediyen hissedar olacaktır.

Bediüzzaman’a göre Ayasofya’nın şu andaki hali “pisliklerle” doludur. Onun ism-i âzam mertebesindeki o “mukaddes” haline yeniden dönebilmesi ise o pisliklerden temizlenmesi ile yani “kuddûsiyet” hakikatinin tecellisi ile mümkün olacaktır:
İslama, hatta bir kısım Hıristiyan devletlerini de memnun etmek için, Ayasofya'yı muzahrafattan temizleyip, ibadet mahalli yapmaktır. Bu ise; bu mesele için otuz sene siyaseti terk ettiğim halde, bu nokta hatırı için Namık Gedik'i görmek istedim ve geldim. Adnan Bey, Namık Gedik ve Tevfik İleri gibi zatların hatırı için başka yere gitmedim.
(Emirdağ Lahikası-II, s. 449.)

Görüldüğü gibi Bediüzzaman, siyaseti terk ettiği halde Ayasofya Câmiinin ibadete açılmasını sağlamak için dönemin İç İşleri Bakanı’na bizzat giderek müracaat etmek istemiştir.
Ona göre Ayasofya Câmiinin yeniden ibadete açılması ezanın aslına döndürülmesi kadar önemlidir.
“Nasıl ezan-ı Muhammediyenin (a.s.m.) neşriyle Demokratlar on derece kuvvet bulduğu gibi, öyle de, Ayasofya'yı da beş yüz sene devam eden vaziyet-i kudsiyesine çevirmektir.” (Emirdağ Lahikası)

Görüldüğü gibi Bediüzzaman Ayasofya Câmiinin ibadete açılmasını o dönemki demokratlardan talep etmektedir. Onun ezanın aslına çevrilmesi talebi demokratlar tarafından yerine getirilmiştir.
Ancak Ayasofya’nın ibadete açılması talebi ise henüz bir karşılık bulmamıştır. O halde bu kutlu vazife bugünkü demokratların omuzlarındaki bir vazifedir. Bediüzzaman’ın en önem verdiği bu vasiyetini yerine getirecek demokratları ise alem-i İslam ayakta alkışlayacaktır.

Bediüzzaman, Ayasofya’nın ibadete açılmasını istedikten sonra Risale-i Nurların da resmen serbest olmasını talep eder. Resmen serbest olmak hakikati de muhtemelen bu eserlerdeki gerçeklerin devlet eliyle ders kitaplarına girmesi ve hayata hayat olmasıdır.
Ve âlem-i İslâmda çok hüsn-ü tesir yapan ve bu vatan ahalisine âlem-i İslâmın hüsn-ü teveccühünü kazandıran, bu yirmi sene mahkemeler bir muzır cihetini bulamadıkları ve beş mahkeme de beraatine karar verdikleri Risale-i Nur'un resmen serbestiyetini dindar Demokratlar ilân etmelidirler. Tâ, bu yaraya bir merhem vurmalı. O vakit âlem-i İslâmın teveccühünü kazandıkları gibi, başkalarının zâlimane kabahati de onlara yüklenmez fikrindeyim.

İstanbul Üniversitesi Nur Talebelerinden Kâmil beyin yazdığı Tarihçe-yi Hayat adlı eserde geçen bir mektuptan bir kısım alıntılamak istiyorum.

Ayasofya Câmii’nin ibadete açılması ve Risale-i Nurların resmen serbestiyeti durumunda gerçekleşecek mânevi fetihleri de anlatan bu mektup, Ayasofya’nın ibadete açılma meselesinin düşündüğümüzden de önemli olduğunu basiret ehline açıkça gösteriyor:

Rüyâlarımız dahi neşe ve ferahla dolu. Düşmanlarımızın ise yüzleri daha ziyâde karardı. Nifaklarının hiçbir şey yapmadığını ve yapamayacağını artık biliyorlar. Üstadımız, İstanbul'un şahsiyet devrinin yâdigârı olan herşeye yeniden can verdiler. Kardeşlerimizin gözünde, şehrin manzarası birdenbire değişti.

Ayasofya, Sarayburnu'na kadar uzandı. Minârelerinde yine ezan-ı Muhammedî (a.s.m.) okunuyor; içinde, hâfızlar yeniden Kur'ân-ı Kerîm tilâvetine başladılar. Fâtih, her gün türbesinden kalkarak, fethettiği şehrin büyük ve mübârek misâfirine, "Hoş geldiniz" diyor ve onu tebrik ediyor.

Yeni Câmiin şerefesinden, Beyoğlu'nun en karanlık ve mülevves izbesine kadar nüfuz edecek ışık tûfânını şimdiden görür gibi oluyoruz. Hepsinin, Ayasofya'nın, Fâtih'in, Sultan Ahmed'in, Eyüb'ün ve Süleymaniye'nin ve bütün Müslüman İstanbul'un hicab perdelerini yüzlerinden atışı ve bize daha muhteşem ve daha samîmi görünmeleri, bu büyük teşriften ve bu ulvî nurdan...

Üstadımız, artık bu şehrin güneşi. O giderse, ufkundaki güneş de onu takip edecek ve milyonluk şehir kararıverecek. Tesellîmiz, Fâtih şehrinin Risâle-i Nur'la aydınlanacağı ve parlayacağı ümididir…Oğuz DÜZGÜN

9 Nisan 2012 Pazartesi

Namaz Kılmanın Önemi (Ayet Ve Hadislerle)

Ayet-i Kerimelerde Namaz: 

''Gerçekten ben,Allah'ım benden başka ilah yoktur,şu halde bana ibadet et ve beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl.'' TAHA 14.AYET 

''Sana kitaptan vahy edileni oku ve namazı dosdoğru kıl,gerçekten namaz kötülüklerden ve çirkinliklerden alı koyar.'' ANKEBUT 45.AYET 

''Nihayet onların peşinden öyle bir nesil geldi ki bunlar nefislerinin arzularına uydular,namazı terkettiler.bu yüzden ileride sapıklıkların cezasını görecekler,onlar gayya kuyusuna atılacaktır ( cehennem kuyusu).'' MERYEM 59.AYET

''Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin,şüphesiz ki o (sabır ve namaz)Allah'a saygıdan kalbi ürperenler dışında herkese zor ve ağır gelen görevdir.'' BAKARA 45.AYET

''Mücrimlere (günahkarlara) sorulacak ,sizi cehenneme sokan nedir? onlar,biz namaz kılanlardan değildik diyecekler.'' MÜDDESİR 43.AYET

Şüphesiz ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar." Ankebût sûresi (29), 45
“Kıldıkları namazın önemini kavramadan namaz kılanların vay haline” Mâun/4-5 

“Sizi cehenneme sürükleyen sebep nedir? Derler ki: ‘Biz namaz kılanlardan değildik’.” Müddessir/42 
"Gecenin bir bölümünde de uyanıp kalk ve sana mahsus olmak üzere, nâfile namaz kıl; ola ki bu sâyede Rabbin seni övgüye değer bir makama ulaştırır." İsrâ sûresi (17), 79

Hadis-i Şeriflerde Namaz;

"iman, namaz demektir. Namazı itinayla, vaktine ve diğer şartlarına riayet ederek kılan, mümindir." [İbni Neccar] 

"Kıyamet günü kulun ilk hesap konusu ve ilk gözden geçirilecek amel hanesi namazdır. Bu konudaki hesaplaşma iyi geçerse kul kurtulur, bozuk geçtiği taktirde ise aldanmış ve hüsrana uğramış olur." (Taberani)

"Kasten [mazeretsiz] namaz kılmayanın diğer amellerini Allahü teâlâ kabul etmez. Tevbe edinceye kadar da Allah’ın himayesinden uzak olur." [İsfehani]

"Bir mümin, namaz kılmaya başlayınca, Cennet kapıları açılır. Rabbiyle arasındaki perdeler kalkar. Bu hâl, namaz bitinceye kadar devam eder." [Taberani]

"Beş vakit namazı terk eden, Allahü teâlânın hıfz ve emanından mahrum olur." [İbni Mace]

"Namaz kılmayanın Müslümanlığı, abdest almayanın namazı yoktur." [Bezzar]

"İman ile küfür arasındaki fark, namazı kılıp kılmamaktır." [Tirmizi]

"Namaz, imanın başı ve Cehennemden kurtarıcıdır." [Miftah-ul-Cennet]

4 Nisan 2012 Çarşamba

İSRAF İLE İLGİLİ AYET VE HADİSLER



“Yiyiniz içiniz; fakat israf etmeyiniz! Çünkü Allâh isrâf edenleri sevmez.” (A'râf Suresi 7/31) 
Yemek yemekten maksat, zevk ve lezzet alarak nefsin boyunduruğu altına girmek değil, Allâh'a kulluk ve ibâdete güç kazanmak olmalıdır. Yani yemek bizzat gâye değil, hedefe giden yolda bir vâsıta olarak görülmelidir. Yeme ve içmede tehlikeli olan şey, tokluk sebebiyle günâha düşmektir. 


Ey îmân edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin! Eğer sâdece Allâh'a kulluk ediyorsanız, O'na şükredin!” (Bakara Suresi 2/172)


Bir Hadis-i Şerif'te ise şöyle buyurulur;
Canının çektiği ve arzu ettiğin her şeyi yemen, şüphesiz israftır!” (İbn-i Mâce, Et‘ime, 51) Peygamberimiz(s.a.v)'ce buyrularak böyle bir hareket, ölçüsüzlük olarak telâkki edilmiştir. Allâh dostlarına göre ise şeriatte doyduktan sonra yemek israf, tarîkatte doyuncaya kadar yemek israf, hakîkatte de Allâh'ın huzûrunda olduğunu unutarak yemek israftır. 

 Âyet-i kerîmede Allâh Teâlâ kâfirlerin yeme konusundaki tavrını, bir teşbihle şöyle anlatmaktadır:
“İnkâr edenler, dünyada sâdece zevk u safâ ederler ve hayvanların yediği gibi yerler! Onların varacağı yer cehennemdir.” (Muhammed 47/12)
Kâfirlerin bütün ihtimamları midelerine ve şehvetlerinedir. Âhirete dönüp bakmazlar bile. Dünyaya harîstirler ve âkibetten gâfildirler. Dolayısıyla mü'min, onlardan farklı olarak yeme içmede ölçülü olmalı, dünyaya ve nimetlerine karşı ihtiyaç nispetinde rağbet etmelidir. Zîrâ bir diğer hadîs-i şerîfte:


Bir keresinde, çokça yiyen bir adam geğirmeye başlayınca, Efendimiz adamcağızı:
“Geğirmeyi bırak. Çünkü dünyada çok doyanlar, kıyamet gününde en uzun müddetle aç kalacak olanlardır. ” 
diye uyarmıştır. (Tirmizî, Kıyâmet, 37)



Yine bir ayette;  Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver. Bununla beraber malını saçıp savurma. (İsra Suresi -26) 

Mevlânâ hazretleri yeme içme ile insan mâneviyatı arasındaki alâkayı şöyle dile getirir:
"Kene gibi pis bir deriye konup şişeceğine, kuşlar gibi yarı aç ol ki fezâlarda dolaşasın.” 



Asrın alimi Bediüzzaman Said Nursi ise şöyle belirtmiştir;
"Hâlık-ı Rahîm, nev-i beşere(insanoğluna) verdiği nimetlerin mukabilinde şükür istiyor. İsraf ise şükre zıttır, nimete karşı hasâretli bir istihfaftır. İktisat ise, nimete karşı ticaretli bir ihtiramdır."

28 Mart 2012 Çarşamba

Sınavda Başarı Duaları

İmtihan (sınav)'da Başarı duaları.  

İmtihana girerken şu ayet okunur: (isra suresi;80)

رَّبِّ أَدْخِلْنِي مُدْخَلَ صِدْقٍ وَأَخْرِجْنِي مُخْرَجَ صِدْقٍ وَاجْعَلِّي مِن لَّدُنكَ سُلْطَانًا نَّصِيرًا  (isra suresi;80) 

“Rabbi edhılnî müdhalen sıdkin ve ahricni muhrace sıdkin ve’c’al li min ledünke sultânen nasîrâ.”  (isra suresi;80)
ANLAMI:”Ya Rabbi!,Beni doğru bir giriş ile girdir ve yine doğru bir çıkış ile çikar.Katından bana yardım edici bir kuvvet ihsan eyle.”

----
Sınav için sıraya oturunca şu âyet okunur;

رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِّن لِّسَانِي يَفْقَهُوا قَوْلِي  (Taha Suresi: 25-28)

“Rabb’şrah li Sadri ve yessir li emri,va’hlül ukdeten min lisani,yefkahü kavlî.”  (Taha Suresi: 25-28)

ANLAMI:”Ya Rabbi!,Göğsümü ve gönlümü genişlet,işimi kolaylaştır,Dilimin bağını çöz,sözümü anlaşılır eyle.”

-----
Sınav Başlayınca da şu dua okunur:

ياَحَيُّ ياَقَيّوُمُ بِرَ حْمَتِكَ أَسْتَغِيثُ
"Ya Hayyu Yâ KayyûM, Bi Rahmetike
esteğisû."

ANLAMI:”Ey Hayy ve Kayyum olan Allah'ım, Senin Rahmetine Sığınıyorum."

Herhangi bir zamanda muvaffakiyet için şu dua tavsiye edilir;

"Rabbi yessir velâ tuassir Rabbi temmim bi'l-hayr"
"Rabbim! kolaylaştır zorlaştırma, Rabbim hayırla sonuçlandır"

22 Mart 2012 Perşembe

Namaz Kılarken Yapılan Bazı Hatalar


Nasıl namaz kılınır ? Detaylarıyla anlatımı mevcut bir kaynak, buyurun; http://www.namazzamani.net/turkce/s_farz.htm

8 Mart 2012 Perşembe

Veda Hutbesi'nde Kadın Hakları

Dünyada ilk defa 632′de Hz.Muhammed’(s.a.v) Veda hutbesinde “kadın haklarını” dile getirmiştir.

"Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah'ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah'ın emriyle helal kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınızı; yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, size onları yataklarında yalnız bırakmanıza ve daha olmazsa hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir." (Veda Hutbesi'nden.)

Konu ile ilgili bazı hadisler;


Kadınlara iyi davranmanızı tavsiye ediyorum. Vasiyyetimi tutunuz. Zira onlar sizin idarenize ve himâyenize verilmişlerdir.(Riyazü's Salihin)

"Hanımlarınızı üzmeyin. Onlar, Allahü teâlânın size emanetidir. Onlara yumuşak olun, iyilik edin!" [Müslim]

"Mümin bir koca, mümin hanımına bu buğzetmesin.onun bir huyunu beğenmezse de, başka bir huyundan hoşlanabilir." (müslim)



19 Ocak 2012 Perşembe

Peygamberimize Salavat Getirmenin Fazileti ve Faydaları

Salavat-ı Şerif: " Allahumme salli alâ seyyidina muhammedin ve alâ ali seyyidina muhammed."

Tebrik, tezkiye, duâ, Peygamberimiz (s.a.s)'e yapılan duâ, istiğfar, rahmet gibi anlamlara gelen bir terimdir, salavât. "Belirli vakitlerde, Kur'an'da emredildiği tarzda ve Hz. Peygamber (asv)'in tarif ettiği şekilde yapılan ibadettir. Salât'ın çoğulu salavât gelir. Türkçe'de daha çok Hz. Peygamber (asv)'e yapılan duâ mânâsında kullanılır.

Kur'an-ı Kerim'de Rabbimiz buyuruyor ki:
"Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin." [Ahzab Suresi- 56]

Yani evvela Rabbimiz bize Peygamberimiz(a.s.m)'a salavat getirmemizi ve selam vermemizi Kur'an ı Kerim'de emrediyor. 

Bu âyeti kerimeyle, Peygamberimiz (asv)'e salât ve selamlarımızla hürmetlerimizi sunmak farzdır; her Müslüman için yerine getirilmesi gerekli bir görevdir. Her Müslüman en kısa şekilde: "Âllâhümme salli alâ Seyyidina Muhammed" "Allâh'ım Seyyidimiz Muhammedi rahmetinle tebrik et ve esen kıl"diye salât getirir.

Rasûlü Ekrem Efendimiz (asv) de, "Yanında benim adım anılıp da bana salât getirmeyen kişinin burnu sürtünsün, hakarete uğrasın."buyurmuştur. (Tâc, V, 145).

"Kıyamet günü bana insanların en yakını, bana en çok salavât okuyandır." [Tirmizi, Salât 357] 


1. “Kim bana bir defa salât getirirse, Allah da ona on salât getirir ve on günahını affeder; on derece yükseltir.” (Nesei, Sehv, 55)

2. “Yeryüzünde Allah'ın seyyah melekleri vardır. Onlar ümmetimin selâmını (anında) bana ulaştırırlar.” (Nesei, Sehv, 46)


3.“Kim bana tek bir defa salât u selâm getirirse, Allah da ona on defa salât eder.” (Dâvud, Vitr, 26; Dârimî, Rikâk, 58)4. “Kıyamet günü bana insanların en yakını, bana en çok salâvat edendir.”43
“Gerçek cimri, yanında anıldığım hâlde bana salâvat etmeyendir.” (Tirmizi, Daavât, 110)


5. Bir gün Resûlullah sevinçli olarak geldi. Kendisine: “Sizi sevinçli görüyoruz!” denilince, şöyle buyurmuşlardır: “Bana melek geldi ve şu müjdeyi verdi: “Ey Muhammed! Rabb'in diyor ki:
 “Sana salât eden herkese benim on rahmette bulunmam, selâm eden herkese de benim on selâm etmem sana (ikram olarak) yetmez mi?” (Nesei, Sehv, 55)


6. “Allah benim için iki melek görevlendirmiştir. Ben bir Müslüman’ın yanında anıldım da bana salâvat getirdi mi, mutlaka o iki melek ona: “Allah seni bağışlasın” derler. Allah Teâlâ ve diğer melekleri de o iki meleğe cevap olarak: “Âmin” derler. Bir Müslüman’ın yanında adım zikrolunduğunda da bana salâvat getirmedi mi, mutlaka o iki melek: “Allah seni bağışlamasın.” der. Yüce Allah ve öteki melekler de o iki meleğe cevaben: “Âmin” derler.” (Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 10/164–166) buyurmuşlardır.

Hz. Ömer (R.A) diyor ki: "Öğrendiğime göre dua yerle gök arasında bir yerde asılı kalır, Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e salat-ü selam getirmedikçe onun hiçbir cümlesi göğe yükselmez." (Tirmizi)

Efendimizin (s.a.v.) üzerine Salâvat getirmenin fazileti
Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor:
"Üzerime Salâvat-ı Şerife getiren kimseleri melekler rahmetle anar, meleklerin rahmetle andıkları kimseyi Allah (c.c.) affeder. Allah'ın affetti i kimse için bütün varlıklar rahmet okurlar."
"Üzerime bir defacık Salâvat-ı Şerife getiren kimse için Allah Teala görevli meleklere:
Bu kulumun üç gün içerisinde meydana gelen günahlarını yazmayınız emrini verir."

"Üzerime bin defa Salâvat getiren kimseye Allah (c.c.) narı ile azab etmez."

"Cibril bana: Ya Muhammed (s.a.v.) Sana senden önce hiçbir kimseye getirmedi im bir müjde ile geldim. Allah Teala senin için söyle buyurdu:
Ümmetin den kim ayakta iken üç defa Salâvat getirirse, oturmadan önce Allah (c.c.) onu bağışlar. Otururken üç defa getirirse kalkmadan Allah'ın affına mazhar olur, buyurunca efendimiz (s.a.v.) bu müjdeler üzerine şükür secdesine kapandı."
"Kim sabahları üzerime onar defa Salâvat getirirse kırk senelik günahı silinir."

"Cuma günü üzerime yüz defa Salâvat getirenin seksen yıllık hatalarını Allah (c.c.) affeder."

"Üzerime Cuma günü veya gecesi yüz defa Salâvat okuyan kimsenin yüz türlü haceti kabul edilir."

"Bin defa üzerime Salâvat getiren ölmeden önce cennetle müjdelenir."
"Cebrail (a.s.) bana gelerek: Ey Allah'ın Resulü, senin üzerine Salâvat getiren kimse için yetmiş bin melek istiğfar getirir, buyurdu."

"Üzerime getirilen Salâvat sırat üzerinde bir nurdur."

"İnsanların bana en yakını üzerime en çok Salâvat getirenidir."

"Allah'ın yeryüzünde gezen melekleri vardır. Ümmetimin üzerime getirdikleri Salatü selamları bana ulaştırırlar. Getirdikleri Salatü selam bana ulaşır ulaşmaz ben de onlar için isti far ederim."

"Üzerime Salâvat getirenlere kıyamet günü şefaatçi olurum. Salâvat getirmeyenden ise uzağım."
(Bu hadisler El Mustadraf2/283'ten tercüme edildi)

13 Aralık 2011 Salı

Hristiyanlıktaki Yılbaşı Adetini veya Noel'i Kutlamanın İslama Göre Hükmü Nedir ?

Yılbaşı ile Noel birbirinden farklıdır; fakat Noel kutlamalarının devamı sayılabileceğinden yılbaşı gecesi onlar gibi eğlenmek, çam kesip evi çamla süslemek caiz olmaz. Çünkü bayramlarında onlar gibi eğlenmek, onlara benzemek olur.

Onlarla aynı gayeyi, aynı amacı paylaşmasa bile müslümanın onlara benzemesi özenmesi İbn Ömer'in Rasûlullah (s.a.)dan naklettiği delille haramdır.
"Kim bir kavme (topluluğa) benzemeye çalışırsa o, onlardandır." ( Ebu Davud, libas)
Amr b. Şuaybin babasından, onun da dedesinden yaptığı rivayete göre Rasulullah (s.a.) efendimiz.
"Bizden başkasına benzemeye çalışan, bizden değildir" (Tirmizi, istizan 7) buyururlar.
Dolayısıyla Yahudi ve Hıristiyanlar bizden olmadıklarına göre onlara benzemeye özenmemeliyiz.
Ebu Hüreyre’nin naklettiği bir hadiste Peygamber (s.a.) şu şekilde buyurur:
"Yahudi ve Hıristiyanlara benzemeye özenmeyiniz." (Tirmizi, istizan 7, edep 41)

Din kitaplarında buyuruluyor ki:
Noel günü ve gecesinde, kâfirlerin paskalya ve yortularında, onlar gibi bayram yapan küfre girer.

Yılbaşı münasebetiyle Türkiye’nin ve dünyanın çeşitli yerlerinde milyonlarca çam fidanı Noel hurafesi uğruna kesilip yok edilmektedir. Hıristiyan ülkelerde olduğu gibi, Müslüman ülkelerde de bu cinayetler işlenmemeli. Hıristiyanlara benzememek için yılbaşı gecesi hindi yememeli! Yenirse mekruh olur. Birkaç gün sonra yenebilir. Kumar oynamak, tombala çekmek gibi oyunlar ise zaten her zaman caiz değildir. Bu gece, gayrı müslimlere benzemek gayesiyle çeşitli yiyecek, içecek almak da caiz olmaz.

Her zaman ne alınıyorsa onları almakta mahzur yoktur. Bu geceye ayrı bir önem vermemelidir.


Hz. Ömer bu meydanda müminlere şöyle tavsiyede bulunur:

"Müşriklerle sıkı ilişkiler içersine girmekten ve kiliselerindeyken yanlarına gitmekten sakinin."

Rivayetlere göre Hz. Ömer müslüman beldelerinde törenlerim açıktan yapmamalarını onlara şart koşmuştur. Müşriklere tören ve geleneklerini (başkalarını etkileyecek şekilde) açıktan icra etmeleri yasaklanmışken müslüman nasıl olur da onların yaptıklarını yapar? Diğer taraftan müslümanların onlara benzeme gayretleri, tören ve bayramların açıktan yapılması konusundaki onların arzu ve cesaretlerini arttırmıştır. Halbuki müşriklerin söz konuşu törenlerini alenen yürütmekten men edilişlerindeki sebep, bunların bozulmaya yol açabileceği, yani müslümanlar üzerinde kötü tesir bırakabileceği endişesinden kaynaklanmıştır. Çünkü bu tip adet ve gelenekler ya bir masiyet ya da bir küfrün sembolü mesabesindedir. Müslümansa bu hareketlerin tamamından men edilmiştir.

Yalnız Hıristiyanların değil, Yahudilerin ve bütün bâtıl dinlerin ibadetlerini yapmak, onlara benzemek olur. Mesela 21 Martı Nevruz Bayramı diyerek kutlamak da böyledir. Kâfirlerin ibadetleri ve çirkin işleri hariç, mubah olan âdetlerini yapmakta mahzur yoktur. Yani onlara benzemiş olunmaz.

Noeli kutlamak asla caiz değildir. Bir zaruret olursa, caiz olur. Mesela devletlerarası protokolde zaruret olduğu için kutlamak caiz olur. Fakat, Noel ile ilgisi olmayan yılbaşında bir Müslümana tebrik kartı yazıp, yeni bir yılın insanlık için, Müslümanlar için hayırlı olmasını dilemek günah değildir. Yahut, (yeni yılın kutlu olsun) diyene, (seninki de kutlu olsun) demek günah olmaz. Bu inceliği anlamalıdır.

Müslüman her gece neleri yapıyorsa, bu gece de onları yapmalıdır! Sanki mübarek geceymiş gibi mevlid okutmak, sohbetler düzenlemek uygun değildir. Bu gecenin diğer gecelerden farkı yoktur. Bu geceye değer veriyormuş gibi hareket etmek doğru değildir. Müslüman her gece neleri yapıyorsa, bu gece de onları yapmalıdır.

10 Aralık 2011 Cumartesi

Vaktimizi Değerlendirmek ve Boş İşlerden Kaçınmak

"Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et." (İnşirah Suresi, 7)

(Kıyamette, herkes ömrünü ve gençliğini nerede geçirdiğinden, malını nereden kazanıp nereye harcadığından ve ilmi ile amel edip etmediğinden sorguya çekilecektir.) [Tirmizi]

Peygamber efendimiz, (Dünya ahiretin tarlasıdır) buyurmaktadır. (Deylemi)

Burada ne ekilirse, ahirette o biçilecektir. Boş vakit fırsat ve ganimettir. Faydalı iş yapmadan vakit geçirmek, vakti öldürmek olur. Dünyada yapılan her işin, her nefesin hesabı kıyamette muhakkak sorulacaktır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Beş şeyden önce beş şeyin kıymetini bil! İhtiyarlıktan önce gençliğin, hastalıktan önce sağlığın, meşguliyetten önce boş vaktin, fakirlikten önce zenginliğin ve ölümden önce hayatın kıymetini bil!) [Ebu Nuaym]

Ömür, ilim, mal ve beden, Allahü teâlânın kullarına verdiği bir sermayedir. Bu sermayeyi Allahü teâlânın bildirdiği yerlerde harcamalıdır. Vakit geçtikten sonra pişmanlığın faydası olmaz. Onun için gençliğin, malın, sağlığın kıymetini bilmeli, dünyada ahireti kazanacak işler yapmalıdır.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Daha vakti var, ilerde yaparım, demek, şeytanın mü'minlerin kalplerine bıraktığı bir vesvesedir.)(Ramuz)
(Malayaniyi terk etmek, kişinin müslümanlığının güzelliğindendir.) [Tirmizi]
(Malayani ile meşgul olanın hatası, günahı çok olur.) [El-Askeri]
(Kıyamet günü günahı en çok olan malayani konuşandır.) [Ebu Nasr]

Uhud'da şehid olan bir gencin annesi, (Oğlum sana Cennet müjde olsun!) dedi. Bunun üzerine Resulullah efendimiz buyurdu ki:
(Ne biliyorsun, belki malayani konuşurdu.) [Tirmizi]

Peygamber efendimiz Ebu Zer hazretlerine de buyurdu ki:
(Sana bedene hafif, fakat terazide ağır [ahirette sevabı çok] olan bir amel öğreteyim! Şükür et, güzel ahlaka sahip ol ve malayaniyi terk et!) [İbni Ebiddünya]

"İman edip salih amellerde bulunanları müjdele. Gerçekten onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Kendilerine rızık olarak bu ürünlerden her yedirildiğinde: "Bu daha önce de rızıklandığımızdır" derler. Bu, onlara, (dünyadakine) benzer olarak sunulmuştur. Orada, onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz kalacaklardır." (Bakara Suresi, 25)